Allah bir insanı yaptıklarından dolayı yargılamış ve cehennemlik olduğuna karar vermişse, kim olabilir ki onu bu durumdan kurtarabilsin ! Her kim buna inanıyorsa ya Allah ın büyüklüğünü kavrayamamıştır yada ne dediğinin farkında değildir...
Evet konuya biraz sert bir giriş oldu. Fakat Kur'an da olmayan bu fikri savunmak, şu veya bu kişi (peygamber, şeyh, gavs, hacı, hoca,..) bana hesap gününde bu şekilde bir şefaat edecek zannında bulunmak ; ümit bağladığım bu insanlar beni Allah ın elinden kurtaracak demekten başka bir şey değildir. Hele bunu Muhammed a.s'dan beklemek, hayatını Allah ın emirlerini tebliğ etmek uğruna harcamış, kendi akıbetinin dahi ne olacağına dair bilgisi olmadığını söyleyen, Allah ın seçtiği kişiye iftira atmaktır. Bu kadar kesin konuşabilmek için insanın elinde sağlam delillerin olması gerekir diye düşünenler olabilir. Bu delilleri Allah ın ayetlerinden ortaya koymaya çalışacağım...
Öncelikle iddiam Kur'an da şefaatin hiç bir şekilde olamayacağı değil, bu tarz bir şefaat anlayışının olmadığıdır. Ölümden başlayarak hesabın görülüp cennet veya cehenneme gönderilme aşamasına kadar olan sürecin Kur'an da nasıl işlendiğini kabir azabı konusunda detaylı olarak incelemiştik.
Şefaat, hesap günü olacak bir şey ise biz sürecin sondan bir önceki aşaması olan 'yargılanma' sonrasına atlayalım. Çünkü yargılanma süreci bitmiş ve cennet-cehenneme sevk işlemi başlamadan yukarda bahsettiğimiz şefaat konusu gündeme gelecek olmalı !
Sizin ebedi kurtuluşunuz eğer şefaat ile olacaksa, siz o şefaat edecek olana ibadet etmeye başlarsınız.
* Neden sünnet namazı kılınır ?
* Cevap : Peygamberin şefaatine nail olmak için...
Yada ebedi kurtuluşunuzun Allah tarafından olacağınıza inanırsanız şefaat edecek olan Allah a ibadet edersiniz. Allah günahları bağışlayacağını bildirirken şefaat bekleyen kişi Allah tan ümidi kesmiş olandır.
İslama göre iyi insanlar cennete, kötü insanlar cehenneme gider. Ama şefaatçinin mantığına göre ise bu ana prensip şefaatle saf dışı edilir. Suçlu olmasına rağmen, Allah katında nazı-niyazı olan birisi tarafından cezasından kurtulur, hak etmediği torpil ile cennete gider.
Halbuki ilahi mahkemede torpil olabileceği nasıl düşünülebilir ? Allah adaletsiz olabilir mi ?
- Kur'an da şefaat
* Bir işe vesile olmak anlamında :
* İlahların, meleklerin, evliyanın dünyada insanların peşine taktıkları kimseleri ahiret günü Allah ın azabından kurtarması
* Allah ın yaratmada ortağı yoktur anlamında ( hiçbir konuda ortağı olmadığı gibi )
* Allah tan dünyada iken güç,servet gibi konularda yardım istemek için aracı koymak
* Allah ın şefaati...
Zümer 43
Yoksa onlar, Allah’tan başka şefaatçiler mi edindiler? De ki: "Onlar bir şeye (bir güce) malik olmasalar ve akıl etmeseler de mi?"
Zümer 44
De ki: "Şefaatin hepsi Allah’a mahsustur. Göklerin ve yerin mülkü O’nundur. Sonra O’na döndürüleceksiniz."
Bakara 48
Ve, bir kimseden diğer bir kimseye, bir şeyin ödenmeyeceği ve ondan (hiç kimseden) bir şefaatin kabul edilmeyeceği ve hiç kimseden bir fidye alınmayacağı ve onlara yardım edilmeyeceği günden sakının.
Bakara 123
Kimseden kimseye bir şey ödenmediği ve onlardan bir fidye (bedel) kabul edilmeyeceği ve kendilerine şefaatin fayda vermeyeceği ve onlara yardım olunmayacağı bir günden sakının.
Bakara 254
Ey iman edenler ! İçinde, ne bir alışverişin ne bir dostluğun ve ne de bir şefaatin bulunmadığı gün (kıyâmet günü) gelmeden önce, size verdiğimiz rızıklardan infâk edin (Allah için verin). Ve kâfirler, onlar zâlimlerdir.
Nebe 38
O gün, ruh ve melekler, saf saf hazır bulunurlar. Rahmân’ın kendisine izin verdiği kişiden başka kimse konuşamaz. Ve (izin verilen) sadece doğruyu söylemiştir.
Hud 105
O gün geldiği zaman Allah’ın izni olmadan hiçbir kimse konuşamaz. Onlardan mutsuz (cehennemlik) olanlar da vardır, mutlu (cennetlik) olanlar da.
Taha 108
İzin günü, kendisinde eğrilik olmayan davetçiye tâbî olurlar. Rahmân’a karşı sesler kısılır. O zaman hemsten (hafif fısıltıdan) başka bir şey (ses) işitmezsin.
Lokman 33
Ey insanlar, Rabbinize karşı takva sahibi olun! Ve o günden korkun ki; baba, oğluna karşılık veremez (yardım edemez). Ve oğul da babasına bir şeyle karşılık veremez. Muhakkak ki Allah’ın vaadi haktır. Öyleyse dünya hayatı sakın sizi aldatmasın. Garur (tagut), Allah’a karşı sakın sizi kandırmasın.
Enam51
Ve Rab’lerine haşrolunmaktan korkan kimseleri, onunla uyar. Onların, O’ndan (Allah’tan) başka bir dostu ve şefaat edeni yoktur. Böylece onlar takva sahibi olurlar.
Mumin 17-18
- Bugün bütün nefsler (herkes), kazandıkları sebebiyle cezalandırılır veya mükâfatlandırılır (karşılığı verilir). Bugün zulüm yoktur. Muhakkak ki Allah, hesabı çabuk görendir.
- Ve yaklaşan gün (kıyâmet günü) konusunda onları uyar. O zaman kalpler, korku ile hançerelere gelir (can boğaza gelir). Zalimler için yakın bir dost ve şefaati kabul edilir bir şefaatçi yoktur.
Araf 53
Onlar sadece onun tevîline (yorumuna) mi bakıyorlar? Onun tevîlinin geldiği gün, daha önce onu unutmuş olanlar: “Rabbimizin resûlleri hak ile gelmiştir. Artık bize şefaat edecek şefaatçiler var mı ki; bize şefaat etsinler. Veya (dünyaya) döndürülmüş olsaydık, yapmış olduklarımızdan başkasını yapardık.” derler. Nefslerini hüsrana uğrattılar. Ve uydurdukları şeyler kendilerinden ayrıldılar.
Enam 94
Ve andolsun ki; sizi ilk defa yarattığımız gibi Bize tek tek (tek başına) geldiniz ve size ne verdiysek (neyin sahibi yaptıysak, ne lütfettiysek) arkanızda bıraktınız (terkettiniz). Sizinle ortak olduğunu zannettiğiniz şefaatçilerinizi sizinle beraber görmüyoruz. Andolsun, sizinle aranızdaki bağları koparılmış, haklarında zanda bulunmuş olduğunuz şeyler, sizden uzaklaşıp gitmiştir.
Nisa 85
Kim güzel bir şefaatle (iyilik yapılmasına) yardım ederse, ondan (o iyilikten) onun bir nasibi olur. Ve kim kötü bir şefaatle (günah işlenmesine) yardım ederse onun da ondan (o şerden) bir payı olur. Ve Allah, herşeye mukayyet olandır (gözetendir).
Yunus 18
Ve onlara fayda ve zarar vermeyen Allah’tan başka şeylere (putlara) kulluk (ibadet) ediyorlar. Ve “Bunlar, Allah’ın yanında bizim şefaatçilerimiz.” diyorlar. De ki: “Yeryüzünde ve semalarda bilmediği bir şeyi Allah’a haber mi veriyorsunuz?” O, Sübhan’dır (münezzehtir), onların ortak koştuğu şeylerden yücedir.
Secde 4
O Allah ki; gökleri, yeri ve ikisinin arasındakileri altı evrede halketti (yarattı). Sonra arşa istiva etti Sizin O’ndan başka dostunuz ve şefaatçiniz yoktur. Hâlâ tezekkür etmez misiniz?
Din gününün ne olduğunu ve o günün sahibinin kim olduğunu bakalım Allah , Fatiha ve İnfitar surelerinde nasıl açıklıyor.
Fatiha Suresi 4. Ayet :
- Dîn gününün mâliki Allah tır.
İnfitar 17-18-19
- Ve dîn gününün ne olduğunu sana bildiren nedir?
- Sonra (evet), dîn gününün ne olduğunu sana bildiren nedir?
- O gün bir nefs, diğer bir nefs için bir şeye (güç yetirmeye) malik değildir. Ve izin günü emir Allah’ındır.
↪ ''Bak iyice kavramaları için ayetleri nasıl türlü şekillerde açıklıyoruz.'' (Enam 65)
- Allah kıyamet günü kimseye şefaat olmayacağını söyledi.
- Allah kıyamet günü hiçbir nefsin başka nefse faydası olamayacağını söyledi.
- Allah şefaatin tamamen Kendisi'ne ait olduğunu söyledi.
- Rivayetlerde şefaat
Rivayete göre ; 'Peygamberimiz Şaban ayının 13. gecesinde Allah a dua etmiş, Allah O'na ümmetinin üçte birine şefaat etme hakkı vermiş,sonraki gece biraz daha yalvarmış üçte birine daha şefaat etme hakkı vermiş, 15. gece biraz daha yalvarmış ve tamamına şefaat etme hakkı vermiş.' Son gece Berat Kandili olarak kutlanmaktadır.
-Peygamber Efendimiz (asm)'in şefaatinden bütün insanlık istifade edecektir. Mahşer günü, güneşin iyice yaklaşmasıyla kan-ter içinde kalan insanlık, sıkıntı ve dehşet içinde bir an evvel bu atmosferden kurtulmaya çalışacak “Aman ne olur şefaat edecek birini bulalım.” diyerek insanlığın babası Hz. Âdem’e koşacak. Hz. Âdem, kendisinin böyle bir hususiyetinin olmadığını söyleyerek insanları Hz. Nuh’a gönderecek; Hz. Nuh, Hz. Musa’ya; Hz. Musa’da Hz. İsa’ya gönderecek. Hz. İsa da bu hususiyetin Hz. Muhammed’e ait olduğunu söyleyerek onları Peygamber Efendimiz’e gönderecek. Zira o gün herkes kendi derdine düşecek ulü’l-azm olan peygamberan-i âli şan bile “nefsi nefsi” diyecek, kendilerinin umum insanlığa şefaat etme gibi bir kredilerinin olmadığını söyleyeceklerdir.(5)
Mahşer yerinin eşi benzeri görülmemiş bir şekilde insanın kan ter içinde kaldığı bunaltan atmosferinden bir an evvel uzaklaşmayı isteyen beşer, Peygamber Efendimiz (asm)’in kapısına dayanacak ve ondan şefaat etmesini isteyecek. Allah Resûlü, arşın altına gidip Yüce Mevla’ya secde ederek O’nun ilham ettiği dualarla rabbini tesbih edecek yakarışa geçecek ve kendisine vaad edilen umum insanlar için şefaat etme kredisinin yerine getirilmesini, kendisine lutfedilmesini isteyecek, Peygamber Efendimiz (asm)'in nezd-i ilahideki hiçbir varlığa nasip olmayan fazilet ve şerefi bütün insanlığa gösterilerek insanlar arasında hüküm verilerek mahşer yerinde dehşet içinde beklemenin ızdırabından Allah’ın şefaat dalga boyundaki rahmeti ile kurtulacaklardır.
Allah Resûlü (asm), ümmetinden bir kısmının cehenneme gireceğini duyduğu an mahşer meydanında secdeye kapanıp "Ümmetim! Ümmetim!" diye yakarışa geçecek, o esnada cenneti, hurilerin perdedarlığını ve kim bilir daha nice güzellikleri unutacak ve gözyaşlarını ceyhun ede ede hep ağlayacak O'na "Artık başını kaldır! Şefaat et, şefaatin kabul edilecek!" deninceye kadar başını yerden kaldırmayacak ve hep "Ümmetî! Ümmetî!" diye inleyecektir.(6)-
Kaynak :
5) Buhari, Enbiya, 3; Tefsir, 17/5; Tirmizi, Kıyamet, 10.
6) Buhari, Tevhid, 36; Tefsirü'l-Kur’ân, 5; Müslim, İman, 326,327; Tirmizi, Kıyamet, 10.
Sorularla İslamiyet isimli siteden Alıntıdır
Rivayete göre ; makamı mahmut Allah ın sağ tarafındadır, peygambere salavat getirdiğimiz sürece o makam genişler, cennet genişler, getirilen salavatlar hurmetine cennete girecek insanlar da çoğalır.
“Kıyamet günü, siz yalınayak – başıkabak getirilirken, şüphesiz ben makâm-ı mahmûda otururum. Sonra Rabbim bana bir kaftan giydirir ve ben Arş‟ın sağında hiç kimsenin oturmadığı öyle bir makama otururum ki öncekiler de sonrakiler de bana gıpta ederler” (İbn Mes„ûd)
“Allah‟ın nebîsi (s.a.s.) ilk şefaatçidir. Ehl-i ilim de „makâm-ı mahmûd budur‟ demişlerdir” (Katâde).
Et-Taberî, “Allah‟ın, Hz. Peygamber‟i Arş‟ının sağına oturtacağı”na dair rivayetlere de yer vermekle birlikte, bunların aklen ve naklen savunulamayacağını belirtmiştir.
Bununla birlikte, o dehşet günü Rahman ın sağında Cebrail in oturacağı, ilk çağrılan kişinin Hz. Peygamber olacağı ve onun ''Ya Rabbi! Bu, Senin kendisini bana gönderdiğini haber vermişti?'' diyeceği, Allah ın da 'doğru söylemiş' buyuracağı, bunun üzerine; ''Ya Rabbi! Senin kulların dünyanın dört bir tarafında Sana kulluk ettiler...'' diyerek şefaat edeceği de rivayet edilmiştir.
Kaynak : es-San'ânî a.g.e. , I , s. 328
Zümer 19
Hakkında azap sözü (hükmü) gerçekleşenler, hiç onlar gibi olur mu? Cehennemlikleri sen mi kurtaracaksın?
Cinn 21
De ki: “Şüphesiz ben, size ne zarar verebilir ne de fayda sağlayabilirim.”
Araf 188
De ki: “Allah’ın dilemesi hariç, ben kendime fayda veya zarar verecek güce malik değilim. Eğer ben gaybı bilseydim, hayrı mutlaka çoğaltırdım, bana bir kötülük dokunmazdı. Ben ancak mü’min olan kavim için bir nezir (uyaran) ve müjdeleyiciyim.”
Ahkaf 9
“Ben diğer resûllerden farklı bir (bidat) ortaya çıkarmış değilim.” de. Ve bana ve size ne yapılacağını ben bilemem. Ben sadece bana vahyedilene tâbî olurum. Ve ben apaçık bir nezirden başka bir şey değilim.
Yukardaki ayetlerde geçen ifadeleri söyleyen Muhammed a.s'a bu rivayetleri atfedebilir miyiz ?
- Yahudilerde şefaat
Yahudi inancina gore tanrinin gunahlar-sevaplar kitabini acip insanlari yillik degerlendirmeye aldigi gundur. o yuzden yahudiler daha onceki gunahlarinin affolmasi ichin bugun oruc tutup dua ederler.Türkçeye 'af-kefaret' günü olarak çevirebiliriz.
Bakara 80
Ve (İsrailoğulları): “Ateş bize, sayılı günlerden başka asla dokunmayacak (günahlarımız kadar yanıp cennete gireceğiz).” dediler. De ki: “Allah’ın katından bir ahd mi edindiniz?” O taktirde (Eğer böyle bir ahd almışsanız) Allah, ahdinden asla dönmez. Yoksa Allah’a karşı bilmediğiniz bir şey mi söylüyorsunuz?
Yahudilerin seçilmiş olduklarını ve kendilerine cehennem ateşinin dokunmayacağını söylediğinde onlar şöyle böyle oluyorlar da ,bizim de seçilmiş insanlarımızın olduğunu cehenneme girmeyeceğimizi söylememiz ne anlama geliyor. Ne yaparsak yapalım bizim günahlarımız affolunacak, çünkü bizim babalarımız amcalarımız peygamber,biz seçilmiş bir milletiz dediklerinde biz de (rivayetler-efsaneler) benzer şeyleri söylemiyor muyuz ? Yahudiler neden Allah tarafından lanetlenmiştir acaba !
- Hristiyanlarda şefaat
Kaynak : Xavier Jacob - Sorabilir miyiz? Hristiyanlık inancında en çok sorulan sorular
-Mesih'le birlikte dirildiğinize göre, gökteki değerlerin ardından gidin. Mesih orada, Tanrı'nın sağında oturuyor.-
Kaynak : Koloseliler 3. Bölüm
-İsa, Baba’nın yanında Hıristiyanların avukatlığını yapıyor. Onlar lehine aracılık etmek için hep canlıdır. Allah’ın huzurunda daima hazır bulunmaktadır. Kendisi aracılığı ile Allah’a yaklaşanları tamamen kurtarmaya gücü yeter.-
Kaynak : Katolik kilisesi din ve ahlak ilkeleri
Allah bu inanca sahip olanlara 'sapık' derken aynı şeylere inanan müslümanlar kendilerine ne denileceğini zannediyor acaba ?
- Müşriklerde şefaat :
- Allah ın izni ile olan şefaat :
Bakara 255
''...O'nun izni olmadan O'nun katında kim şefaat yetkisine sahip olabilir ?...''
Son olarak Bakara 255 te kullanılan soru şeklidir. Bu ayette 'men' edatı ile sorulan şekil : bir şeyin olamayacağının, yokluğunun pekiştirilmesi anlamındadır.
Kimmiş o şefaat edecek ? anlamındadır.
Taha 109
İzin günü, Rahmân’ın kendisine izin verdiği ve sözünden razı olduğu kimseden başkasına şefaat bir fayda vermez.
Yunus 3
Muhakkak ki sizin Rabbiniz Allah, semaları ve yeryüzünü 6 evrede yaratandır. Sonra arşa istiva etti. İşleri düzenler ve O’nun izni olmadıktan sonra (olmadıkça) bir şefaatçi yoktur. İşte bu Allah, sizin Rabbinizdir. Artık O’na kul olun. Hâlâ tezekkür etmez misiniz?
'...O’nun izni olmadıktan sonra (olmadıkça) bir şefaatçi yoktur...'
İnne rabbekumullâhullezî halakas semâvâti vel arda fî sitteti eyyâmin summestevâ alâl arşi yudebbirul emr, mâ min şefîin illâ min ba'di iznihî, zâlikumullâhu rabbukum fa'budûhu, e fe lâ tezekkerûn.
Ayetin başından itibaren ne anlattığı ortada. Yeri göğü yaratan Allah tır. Herşeyi O düzenler. Bunları (yeri göğü yaratmayı,herşeyi düzenlemeyi) yapabilecek bir ilah olmasını bırakın şefaati kabul olan bir şefaatçi bile yoktur.
Meryem 86-87
- Ve mücrimleri (suçluları), susamış olarak cehenneme sevkedeceğiz.
- Rahmân’ın indinde, ahd ittihaz edenlerden (Allah’tan ahd alanlardan) başkası şefaate malik olamaz.
Ayette bahsedilenler cehennemlikler olduğu için onların 'şefaat yetkisi'ne sahip olmasından bahsedilemez, 'şefaate nail' olma anlamında olduğu kesindir.
Mücrimlerin yani günahları sevabından fazla olanların cehenneme sevk edileceği ilk ayette belirtilmiş. Ancak bunlar arasında Rahman katında taahhüt alanlar şefaate nail olabilecek. Eğer bu taahhütü aldıysanız şefaate nail olabilirsiniz, Allah ın ahdinden dönmeyeceği Bakara 80. ayette belirtilmiştir.
Bakara 80
''...(Eğer böyle bir ahd almışsanız) Allah, ahdinden asla dönmez...''
O zaman 'Allah tan taahhüt almak' ne demek, diğer ayetlerden Rab'bimizin açıklamasına bakalım.
Muhakkak ki Allah, O'na şirk koşulmasını bağışlamaz. Bunun dışındaki şeyleri dilediği kimse için bağışlar. Ve kim Allah'a şirk koşarsa, o taktirde büyük bir günah işleyerek iftira etmiştir. ( Nisa 48 )
Bu ayette Yüce Rab'bimiz şirk dışındaki günahları dilediği kimseler için bağışlayacağı sözünü vermiştir. O'nun diledikleri kim peki ? Şirke düşmemiş kişiler olduğu kesindir.
Meryem suresinin daha da önceki ayetlerinde Allah bu 'mücrimler' ile ilgili daha detaylı bilgiyi bize vermiştir.
Meryem 68-69-70-71
- Rabbine andolsun ki, sonra da onları ve şeytanları, mutlaka haşredeceğiz (toplayacağız). Sonra onları, cehennemin etrafında diz üstü çökmüş olarak hazır kılacağız.
- Sonra bütün gruplardan onların hangisi, Rahmân’a karşı daha çok asi (azgın) olduysa, onları mutlaka ayıracağız.
- Sonra ona (cehenneme) maruz kalmayı en çok hakedenleri, elbette en iyi Biz biliriz.
- Ve sizden biriniz (bile hariç olmamak üzere hepiniz), illâ (muhakkak) ona (cehenneme) varacaksınız. (Bu), senin Rabbinin üzerine (aldığı) kesinleşmiş bir hükümdür.
Meryem 72
- Sonra takva sahiplerini kurtaracağız. Ve zalimleri, diz üstü çökmüş olarak bırakacağız.
Cehennemde ebedi kalmakla ilgili ayetler ne olacak ? dersek : Bu ayetlerde kullanılan kelimeler 'hâlid' ve 'ebeden' dır. 'ebeden' kelimesi sadece kafir ve müşrikler için kullanılmıştır.
↪ ''Bak iyice kavramaları için ayetleri nasıl türlü şekillerde açıklıyoruz.'' (Enam 65)
Takva sahiplerinin akıbetlerini Rab'bimiz Tûr suresinde anlatmaya devam ediyor.
* Takva konusunda detaylı bilgi için tıklayınız...
Tûr 17-18-19-20-21-22
- Muhakkak ki takva sahipleri, cennetlerde ve ni’metler içindedir.
- Rab’lerinin onlara verdiği şeylerle mutludurlar ve Rab’leri onları alevli ateşin (cehennemin) azabından korudu.
- Yaptıklarınız sebebiyle afiyetle yeyin ve için.
- (Takva sahipleri), sıralanmış tahtlar üzerinde yaslanmış olanlardır ve güzel gözlü hurileri onları eşler kıldık.
- İman eden ve nesilleri de iman konusunda kendilerinin yoluna uyanlar var ya, biz onların nesillerini kendilerine kattık (dahil ettik). Bununla beraber onların amellerinden hiçbir şey eksiltmeyiz. Herkes kazandığı karşılığında rehindir.
- Ve onlara (cennettekilere katılan nesillerine) arzu ettikleri meyve ve etlerden verdik.
Tûr 25-26-27
- Ve karşılıklı birbirlerine sorarlar.
- “Gerçekten biz daha önce ailemizle beraberken korkuyorduk.” dediler.
- Şimdi Allah bizi ni’metlendirdi ve bizi (cehennemin) kavurucu ateşinin azabından korudu.
Demek ki müşrik olmayan, şirke bulaşmamış ve sevapları günahlarından daha ağır gelenleri Allah onlara cehennemin seslerini dahi duyurmadan cennete gönderiyor. Yine şirke bulaşmamış fakat günahları sevaplarından ağır gelmiş olanları da şefaati ile (affetmesi suretiyle) daha sonra cennete dahil ediyor. Burada 'cehennemde cezalarını çektikten sonra' yorumu da yapılabilir veya 'cehenneme sokulup ateşe girmeden' yorumu da yapılabilir. Çünkü Allah Meryem suresinin 68. ayeti ve devamında cehennemin etrafındakileri 'diz üstü çökmüş olarak hazır kılacağından' söz eder. Ama henüz cehenneme maruz bırakmadığını da bildirir.
Necm 26
Ve göklerde nice melekler vardır ki, onların şefaatleri (hiç)bir şeyle (hiçbir şekilde) fayda vermez. Allah’ın dilediği ve razı olduğu kimseye izin vermesinden sonrası hariç.
Zuhruf 86
Ve onların, O’ndan (Allah’tan) başka taptıkları şeyler şefaate malik değildir. Hakk’a şahit olanlar hariç ve onlar (Hakk’ı) bilirler.
Mealdeki çarpıklığa bakalım:
Allah tan başka taptıkları şeyler şefaate malik değildir. Yani putlar vs. şefaate malik değil
Hakk'a şahit olanlar hariç !!!
Yani burdan çıkan anlama bakın :
Hakk'a şahit olan putlar hariç !!! Onlara tapılabilir, onlar şefaat eder. !!!
Allah tan başka taptıkları şey Hakk'a şahit ise şefaate malik olur.
Bu ne biçim mealdir. Bu meali yapan neyin peşindeymiş acaba ! 'Hariç', 'başka', 'dışında' gibi meallendirilmiş olan ayetlerin hepsinin etraflıca incelenmesi gerekiyor.
Zuhruf 86. ayetin doğru meali :
Ve onların, O’ndan (Allah’tan) başka taptıkları şeyler şefaate malik değildir. Hakk’a şahit olanlar bunu bilirler.
Sonuç olarak dünyada şefaat vardır ve bir işe aracılık etme anlamındadır. Nisa 85. ayette olduğu gibi. Hesap gününde hiç kimsenin kimseye bir faydasının olamayacağı açık ve nettir.
Bunlar benim Yüce Allah'ın kitabı Kur'an dan çıkarımlarımdır.
Yanlışım varsa Allah affetsin.
Muhakkak ki en doğrusunu Allah bilir...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder