Allah ın bütün valıklar üzerindeki tezahürüne vahiy denir. Bu ne demektir ? Allah varlığını hissettirir, bazen doğrudan Resuller göndererek bazen de sisteminin işlediğini bir şekilde insanlara göstererek.Vahiy aslında Allah varlığını nasıl hissettirir sorusunun cevabıdır.
Bu konu istismar edilen, yanlış anlaşılan bir kavramdır.Bunun sonuçlarından biri İslam fıkhına 'Kur'an dışı vahiy' olarak girmesidir. Pek çok Kur'an ve vahiy dışı uygulama bu vahiy anlayışına yüklenir. Kur'an da vahyin anlaşılmasının ne kadar önemli olduğunu,yanlış bir yola girildiğinde nelere sebebiyet verdiği ve istismarın ne sonuçlar doğurduğunun en açık örnekleri tasavvuftadır.
Keşf ve ilham ile nasıl bilgi edinildiğini mutasavvıflardan Gazali, İhya adlı eserinde 'ilham ile meydana gelen ilmin sebebi mahalli ve ilim olması bakımından vahiy ile hiç bir farkı yoktur.Aralarındaki tek fark vahyi getiren meleğin görünmesidir.' şeklinde açıklamıştır.
Muhiddin İbni Arabi ise 'sofilerin kaynağı peygambere vahyi getiren meleğin kaynağıyla aynıdır.onlar zahirde peygambere uymak suretiyle uyguladıkları ahkamı sırda Allah tan almaktadır' diyerek ; ''peygamberden yüzyıllar sonra gelen sufiler eğer Kur'an ın ahkamına uyuyorsa zannetmeyin başka bir çıkar yolu olmadığından değil esasında O'nun geldiği kaynaktan oda bu ahkamı alıyor ama insanlar yanlış anlamasın diye oda açıp ona bakıyor'' manasında vahyi direk Allah tan aldıklarını belirtmiştir.
Sufilere göre 'ilham alan (mükâleme ve muhâdese mahalinde bulunan) kimse de şeytanın fitne ve vesveselerinden korunmuştur'.Oysa ki Kur'an bütün Nebilerin dahi şeytan ile muhatap oldukları ve bununla denendiklerinden bahseder.
En'âm Sûresi 112. ayette ise ;
'Ve böylece Nebilerin hepsine, insan ve cin şeytanları düşman kıldık...'
İsrâ 73
'Ve neredeyse sana vahyettiğimiz şeyden başkası ile Bize iftira etmen için gerçekten seni fitneye düşürüyorlardı. Ve o taktirde seni mutlaka dost edinirlerdi.'
Başka bir kaynakta ise (Şualar, Birinci Şua, 24. Ayet)
'Risaletü'n-Nur, Doğrudan doğruya Kur’ân’ın feyzinden mülhemdir ve semâ-i Kur’âniden ve âyâtının nücûmundan, yıldızlarından iniyor, nüzul ediyor.'
(Risale-i Nur Külliyatı, Kastamonu Lahikası, Sayfa 163)
'Risale-i Nur’un mesâili, ilimle, fikirle, niyetle ve kastî bir ihtiyarla değil; ekseriyet-i mutlakayla sünuhat, zuhurat, ihtarât ile oluyor (ilhamlarla,vahiylerle iniyor).'
'Allah arıya, Meryem a.s'a, Musa a.s'ın annesine vahyetmiş,bu insanlara neden vahyetmesin'
diyerek bu çarpık düşünceyi tahrif ederek Allah ın ayetlerine yaslamaya çalışıyorlar.
Diğer husus ise gayr-i metluv vahiy (Kur'an dışı vahiy) ile dine eklemeler,çıkarmalar,Allah ın ayetlerini nesh etmeler, vs... konusunda sınır tanımayanlardır.
Bunların ne kadar tutarsız bir yöntem ve bahaneler olduğunu Allah ın ayetleriyle göstermeye çalışacağız.
Vahyin sözlükteki anlamı olan 'işaraet, mektup, yazı, mesaj' ve fiili de 'bir şeyi, bir varlığa hızlı ve gizli bir şekilde iletmek' Kur'an daki kullanımlarıyla çok büyük farklılıklar içermez.
Kur'an da vahiy için, Allah ın insanlarla ve insan dışı varlıklarla iletişimi ile ilgili kullanıldığı gibi failinin insan ve şeytan olduğu, yani insan ve şeytanlarında birbirlerine vahyettiklerine dair kullanımları da bulunmaktadır.
- İnsanın vahyetmesi :
'...Bundan sonra mihraptan kavminin karşısına çıktı. Böylece onlara, (Allah’ı) sabah akşam tesbih etmelerini vahyetti.'
Zekeriya a.s'ın 3 gün konuşamadığı zaman mesciddeki insanlara 'Allah ı sabah akşam tesbih etmelerini' vahiy yoluyla ilettiği ayette bahsedilmiştir. Kur'an da insanların diğer insanlara vahyettiğine dair Allah ın bize açıkladığı örneklerinden biridir. Tabi bu vahyin el-mimik işaretleriyle mi başka yollarla mı yapıldığını yada her insanın bunu yapıp yapamayacağına dair bilgimiz sınırlıdır. Burda konu olan Zekeriya a.s'ın insanlarla konuşmadan iletişim kurduğu ve bunun da Kur'an da 'vahiy' olarak adlandırıldığı gerçeğidir.
- Şeytanların vahyetmesi :
'Ve böylece Nebilerin hepsine, insan ve cin şeytanları düşman kıldık. Onlar, birbirlerine aldatarak güzel, süslü sözler vahyederler. Ve eğer Rabbin dileseydi, onu yapamazlardı. Artık onları ve iftira ettikleri şeyleri terket.'
Kur'an 'şeytan' kavramını insan ve cinler içinde kullanıyor ve bunların da birbirlerine vahyettiklerinden bahsediyor. Yüce Allah bu ayetinde, bazı kişilerin vahiy aldığını zannettiklerini ve bunun da süslü ve güzel sözler ile aldatılmaları şeklinde olabileceğini bize bildiriyor. Yine aynı surenin devamında ;
En'âm Sûresi 121. ayetinde ;
'...Ve şeytanlar, mutlaka sizinle mücâdele etmeleri için dostlarına vahyederler. Ve şâyet onlara itaat ederseniz (uyarsanız), mutlaka siz müşrikler olursunuz.'
Şeytanın avanesine, dostlarına, onun peşinden gidenlere vahyinden bahsedilen bu ayette ; şeytan ve o vasıfları kazanmış varlıkların amacının Allah ın indirdiğiyle mücadele etmek, inananları yoldan çıkarmak olduğu vurgulanmaktadır.
Bu kısma kadar Kur'an da 'vahiy' kelimesinin pek çok varlığa nispet edilebileceğini ve bunun iyi veya kötü anlamda da olabileceğini görmüş olduk.
- Allah ın vahyetmesi :
* Allah ın insan dışındaki varlıklara vahyetmesi :
Nahl Suresinin 68. ayetinde Yüce Allah şöyle buyuruyor ;
'Ve senin Rabbin, balarısına, dağlardan, ağaçlardan ve onların (insanların) kurdukları çardaklardan, evler (kovanlar) edinmelerini vahyetti.'
Allah bütün varlıklara olduğu gibi bu ayetinde bal arısına, ne yapması gerektiğini, görevlerinin kodlamasına, fıtratının belirleme şekline ve onun dışında başka bir şey yapmaması gerektiğini bildirmesine 'vahiy' tanımı getiriyor. Peki bunu sadece bal arısına mı yapıyor ? Hayır !
Fussilet Suresinin 11. ayetinde ;
'Sonra duman halinde olan semaya yöneldi. Sonra da ona (semaya) ve arza: “İsteyerek veya istemeyerek gelin.” dedi. İkisi de: “İsteyerek geldik.” dediler.'
Bu ve devamındaki ayette Yüce Allah , yer ve göğün emre,vahye muhattap olduğundan bahsediyor. Gök ve yere ne yapması gerektiğini, nasıl haraket etmeleri gerektiğini, bütün sistemin nasıl çalışacağına dair tüm varlığa programlarını yüklediğini ve bu sistem içerisinde yerlerinin, görevlerinin ne olduğunun bilgilerini kodladığını, emirlerini verdiğini ve onlarında isteyerek yada istemeyerek buna itaat ettiğini açıklıyor. Yüce Allah Fussilet Suresinin 12. ayetinde, emirlerini yarattığı herşeye 'vahiy' yoluyla bildirdiğini bize açıklıyor.
Fussilet Suresi 12. ayette ;
'Böylece onları iki günde yedi kat gök olarak kaza etti (yarattı, tamamladı). Her gök katına kendi emrini vahyetti. Ve dünya semasını kandillerle muhafaza ederek süsledik. İşte bu, Azîz ve Alîm olan (Allah’ın) takdiridir.'
Peki Yüce Allah insana vahyi hangi yollarla bildiriyor ?
* Allah ın insana vahyetmesi :
Şuarâ 51
'Allah, bir beşer ile vahyen (ilham yoluyla), perde arkasından veya dilediğini izniyle içine fısıldasın diye elçi gönderme dışında konuşmaz. Şüphesiz O yücedir, hüküm ve hikmet sahibidir.'
Allah , beşer ile konuşmasını üç şekil dışında yapmadığını belirtiyor. Şimdi bu durumları ve gelen vahyin mahiyetini ve kimleri ilgilendirdiğini inceleyelim.
- 1. Allah ın beşer ile 'vahyen' konuşması :
*Nebi olmayanlarla 'vahyen' iletişim ;
Normal bir beşerin aldığı vahiyle ilgili Rab'bimiz Kasas Suresinde şöyle buyurmuştur ;
Kasas Suresi 7. ayet;
'Ve Musa’ın annesine şöyle vahyettik: "Onu emzirmesini ve onun için korktuğu zaman onu nehre atmasını (bırakmasını). Ve sen korkma, mahzun olma (üzülme). Muhakkak ki Biz, onu sana döndüreceğiz. Ve onu mürselinlerden (resûllerden) kılacağız."
Musa a.s'ın annesi yani Allah ın kendisine Nebilik vermediğini bildiğimiz bir beşerden bahsederken Yüce Allah 'vahyettik' ifadesini kullanıyor. Nitekim aynı ifadeyi Taha Suresinin 28. ayetinde de görüyoruz ;
Taha 28
'Vahyedilecek şeyi annene vahyetmiştik.'
Rab'bimiz , erkek çocukların öldürüldüğü bir zamanda Musa a.s'ın annesine 'çocuğunu emzirmesini ve endişelerinin arttığı anda çocuğunu nehre bırakmasını' vahyediyor. Devamında ise 'üzülme, onu sana döndüreceğiz' buyuruyor. Bu durum Musa a.s'ın annesinde o kadar güçlü bir etki doğuruyor ki kendi çocuğunu sonunu bilmediği bir şekilde nehre bırakmaya yönlendiriyor. Ayetlerin devamında, kucağı boş kalınca 'ben ne yaptım, kendi elimle çocuğumu bıraktım ve çocuğum birilerinin elinde şu an' diye annelik iç güdüsü ile yaptığından pişmanlık duyma ve üzüntü hali başlıyor. Bu aşamada bir anlığına güçlü yönlendirmenin kesildiği görülüyor. O an, firavunun hanımının çocuğunu aldığında annelik refleksi ile belki de 'o benim çocuğum' diyebileceğini ve bütün işi bozabileceğini anlıyoruz ki Yüce Allah 'az daha durumu açıklayacaktı' diye 10. ayette bize açıklıyor.
Kasas Suresi 10. ayet;
'Mûsâ’nın anasının kalbi bomboş kaldı. Eğer biz (çocuğu ile ilgili sözümüze) inancını koruması için kalbine güç vermeseydik, az daha (durumu) açıklayacaktı.'
Annesinin durumu açıklayacağı an, Yüce Allah tekrar bir müdahelede bulunduğunu 'kalbini güçlendirmeseydik' sözüyle yeniden güçlü bir destekte bulunduğunu ve çocuğunu bırakırken olduğu gibi güveninin devam etmesini sağladığını bildiriyor. Benzer bir durumu Yusuf a.s'ın kıssasında da bizzat onun şahsında görmekteyiz ;
Yûsuf 24. ayet ;
'Ve andolsun ki; (kadın) onu arzuladı. Eğer Rabbinin delilini görmeseydi, o (Yusuf a.s) da onu arzulamıştı. İşte böylece onu kötülükten ve fuhuştan uzaklaştırırız. Muhakkak ki; o muhlis kullarımızdandır.'
Rabbinin müdahalesi olmasaydı, Yusuf a.s'ın da kadını arzulayacağını bildiren Allah , bunu her kuluna iyilik ve kötülükleri yapacakları zaman son anda böyle bir yönlendirmesinin olduğunu Kur'an da bize bildirmiştir.
Şems 8
'Sonra da ona (nefislere) iyilik ve kötülükleri ilham edene yemin ederim ki,'
Nefslerin iyilik yapacağı zaman teşvik veya kötülük yapacakları zaman uyarıyı Allah ın ilham ettiğini ve bu yolla kullarıyla iletişim kurduğunu, kulların bunun bazen farkında olmadığını, bazen de müdaheleyi hissetse dahi kesin emin olamadığını anlamış olduk. Ayrıca bu yolla gelen vahyin şahsın kişisel tecrübesi olduğunu, sadece kendisini ilgilendirdiğini, risalet gibi başkalarına iletme durumun olmadığını da gördük. Hatta gelen ilhamın sonucunda ne olacağına dair kesin bir bilgisinin de olmadığı, olaylar sonuca vardığında ancak gelen ilhamın Allah ın vahyi olabileceğini ve doğru yaptığının farkına varmasıyla sözün Allah tan ve Hak olduğunu anlamasıdır. Çünkü şeytanda aynı yolla insanlara dokunuyor. Ve Allah ın kulunun yapacağı kötülüklerden önce ona ilham etmesi de 'son uyarıya rağmen yapıyorsan bilerek yapıyorsun' diyerek neden yapılan kötülüklere kişinin kendisinin şahitliğinin yeterli olacağını da açıklamış oluyor.
İsrâ 14
“Oku kitabını! Bugün hesap sorucu olarak sana nefsin yeter” denilecektir.
*Nebilerle 'vahyen' iletişim ;
Musa a.s'a 'asanı yere vur' Nuh a.s'a 'gemiyi yapması ve içine alacakları konusunda' direk vahiy kelimesiyle yapılmış emirler mevcut. Risalet ile ilgili olmayan yalnızca onu alan Nebiyi bağlayan, bunun insanlara anlatılması veya tebliğ edilmesi gerekmeyen vahiy türleridir.
- 2. Allah ın perde arkasından vahyi ;
'Andolsun ki, Allah Resûl’ünün rüya(sının), hak olduğunu tasdik etti. Ve Allah dilerse, siz mutlaka Mescid-i Haram’a emin olarak, başlarınız tıraş edilmiş ve (saçlarınız) kısaltılmış olarak korkusuzca gireceksiniz. Fakat Allah, sizin bilmediğiniz şeyleri bildiği için, bundan başka (daha önce) (size) yakın bir fetih nasip etti.'
Muhammed a.s rüyasında hac yaptığını görüyor ve bunu sahabeyle paylaşıyor. Heyecanlanan ve bundan mutlu olan sahabe bunun gerçekleşmesini umdukları için Medine'den Mekke'ye hac yolculuğuna çıkıyorlar. Hepsinin motivasyonu üst seviyede ve aralarında Allah ın Nebi'si olduğunu ve gördüğü rüyanın da hak olduğuna inanarak Mekke'ye gireceklerini düşünürler. Ama Hudeybiye'de durdurulurlar. Medine'ye döndüklerinde inen ayette (Fetih 27) Allah bu rüyayı doğruluyor fakat zamanını ancak O'nun bileceğini bildiriyor.
Yine Yusuf suresinde rüyaların tabirinin bir ilim olduğundan bahsedilir. Hükümdarın gördüğü rüyanın doğru kişide, Yusuf a.s'da yorumlandığı takdirde bir ülkenin kıtlığı atlatmasından bahsedilir. Zindandaki arkadaşlarının rüyalarının da sonradan gerçekleşmiş olması, Allah ın bu kullarıyla rüyalarında iletişim kurduklarının delilidir. Bu tarz vahyin yine gören kişiyi bağladığı, ne zaman ne şekilde gerçekleşeceğine dair bilginin net olmadığı gibi bir özelliğinin olduğunu çok rahatlıkla söyleyebiliriz. İlhamda olduğu gibi rüyada da kat'ilik aranmayacağını, kişisel tecrübeler olduğunu söylemek zorundayız. Çünkü aynı yolu şeytanda kullanıyor.
- 3.Allah ın Elçiler vasıtasıyla vahyi ;
'Ve andolsun elçilerimiz İbrâhîm (a.s)’a müjde ile geldiler: “Selâm” dediler. O (İbrâhîm a.s) da: “Selâm” dedi. Bunun üzerine, çok geçmeden kızarmış bir buzağı getirdi.'
Hud 70
'Fakat onların ellerinin ona uzanmadığını görünce onları yadırgadı. Ve onlardan (dolayı) bir korku hissetti. (Onlar): “Korkma, muhakkak ki biz, Lut kavmine gönderildik.” dediler.'
İnsan suretinde gelen melekleri (elçiler) Nebinin kendisinin dahi gördüğünde melek olduklarını anlayamadığı ancak sunulan yemeği yememeleri üzerine korkuya kapıldığında durumu açıkladıklarını ayetlerden anlıyoruz. Yine Lut a.s, gelen meleklerden içi daralıp,rahatsız olduktan sonra telaşlanır. Kavminin melekleri ondan istemeleri sadece Lut veya ailesinin değil melekleri (elçileri) herkesin gördüğünün delilidir. Ancak ne kavmi ne de Lut a.s onların melek olduklarını anlamamıştır.
Hud 81
(Resûller şöyle) dediler: “Ey Lut! Muhakkak ki biz, senin Rabbinin resûlleriyiz (elçileriyiz). Onlar sana asla ulaşamazlar. Hemen gecenin bir kısmında hanımın hariç, ailen ile gece çık, yürü. Sizin içinizden biriniz (hiç kimse) geri dönmesin (dönüp bakmasın). Çünkü; onlara isabet eden şey, ona da isabet edecek. Muhakkak ki onlara vaadedilen vakit, sabah vaktidir. Sabah vakti yakın değil mi?”
Ayetlerden anlaşıldığı üzere Yüce Allah melek (elçi) göndererek kulları ile iletişim kurmuş, bir bilgiyi, bir emri Nebisine aktarmış ve bu esnada nebi olmayanlarında o kişileri insan suretinde gördüğü Kur'an da sabittir. Buna da Kur'an da 'temessül' dendiğini Meryem a.s'a tamamen insan görünümünde olan melek geldiğinde anlatılan olaydan anlıyoruz.
Meryem 17
''...O zaman ona ruhumuzu gönderdik de o, kendisine tastamam insan şeklinde temessül etti (göründü).
Nebi olmamasına rağmen Allah kendisine bir melek göndererek, melek vasıtasıyla O'nu yönlendirip bir takım şeyler bildiriyor. Yani Allah ın emrini Meryem a.s'a iletiyor. Yine kurulan bağlantı, sadece bu vahyin yada iletişimin kurulduğu kişiyi bağlıyor, Meryem a.s dışında herhangi bir kişi üzerinde bir sorumluluk doğurmuyor ve bir görev oluşturmuyor. Meryem a.s'a da insanlara bunları anlat (tebliğ et) şeklinde bir emirle gelinmiyor.
*Risalet ile ilgili vahiy ;
Kur'an da Risalet ile ilgili vahiy, buraya kadar anlatılan vahiy çeşitleriyle pek çok yönden ayrılıyor ve bu ayrıldığı yönler de tek tek detaylı bir şekilde bizlere bildiriliyor. 'Elçilik görevini yap' (risalet görevi) şeklinde gelen vahyin farklı özellikleri bulunduğunu biz Kur'an dan anlıyoruz.
Asıl bağlayıcı olan, insanlara tebliğ edilmesi, kayda geçirilmesi ve nesillerden nesillere aktarılması gereken vahiydir. Cebrail a.s'ın bizzat tam merkezinde olduğu, Allah tan Cebrail a.s'a, O'ndan da Allah ın seçmiş olduğu Nebilere gelen vahye Risaletle ilgili vahiy diyoruz.
Cinn Suresi 26-27-28
- Bütün gaybı bilen O'dur; Fakat O ( Allah ) gaybını kimseye açmaz.
- Razı olduğu Resullerden biri olursa başka. Onunda önüne ve arkasına gözcüler diker.
- Böylece O (Resul) bilsin ki Rab'leri ta'râfından gönderileni (Risaleti) getirenler (melekler) tam olarak ona ulaştırmış,yanlarında olanın hepsini almış ve herşeyi tek tek kavramıştır.
Âli İmrân 179
'...Ve Allah sizi gayba muttali edecek (gaybı bildirecek) değildir. Ve lâkin Allah, resûllerinden dilediği kimseyi seçer (gaybı o resûlüne bildirir)...'
Tekvîr 24
'Ve O (Resul),kendindeki gayb bilgisini kimseden saklamaz.'
Mâide 67
"Ey Resul ! Rabbinden sana ne indirilmişse onu tebliğ et.Tebliğ etmezsen görevini yapmamış olursun. "
Allah ın bize Kur'an ı açıklama metodunu takip ederek, Cinn suresinde 26. ayetteki 'gayb' ın Risalet ile ilgili, tebliğ edilmesi gereken 'vahiy' anlamına geldiğini ve bunun sadece seçtiği Resul'e bildirildiğini görmüş olduk. Demek ki
- Risalet ile ilgili vahiy Allah ın bildirdiği gayb oluyor,
- Risalet ile ilgili vahiy sadece seçilmiş Resul'e bildiriliyor,
- Risalet ile ilgili vahiy Resul tarafından, tebliğ edilmesi gereken bir vahiy olduğu biliniyor,
- Risalet ile ilgili vahiy gözcüler tarafından korunuyor,
- Risalet ile ilgili vahiy saklanmıyor, herkese tebliğ ediliyor.
- Risalet ile ilgili vahye hem Resul'ün hem de tebliği alanların uyması gerekiyor.
“Onlara bir ayet getirmediğinde, ‘Onu da şuradan buradan derleseydin ya!’ diye konuşurlar.De ki: “Rabbimden bana ne vahyolunursa ben ancak ona tâbî olurum.” Bu, Rabbinizden kalp gözlerinizin görmesini sağlayacak olan yardımlardır. Ve hidayete erdirendir. Ve mü’min olan bir kavim için rahmettir.”
En'âm 50
De ki: “Ben size Allah’ın hazineleri yanımdadır demiyorum. Ve gaybı bilmiyorum. Size, muhakkak ki ben bir meleğim demiyorum. Ancak bana vahyedilene tâbî olurum.” “Basiretle gören ve görmeyen bir olur mu, hâlâ tefekkür etmiyor musunuz?”
En'âm106
'Rabbinden sana vahyolunana tâbî ol. O’ndan başka ilâh yoktur. Ve müşriklerden yüz çevir.'
- Risalet ile ilgili vahiy ile amaç insanları uyarmak.
''De ki “Ben sizi ancak vahiy ile uyarıyorum.”
En'âm 19
“Benimle sizin aranızda Allah şahittir. Bu Kur’ân bana, onunla, sizi ve kime ulaşırsa onu, uyarmam için vahyolundu.''
- Risalet ile ilgili vahiy tamamen ve ne eksik ne de fazlası olmadan Allah ın sözüdür.
''Ve eğer, bazı sözleri Bize karşı uydurmuş olsaydı.''
''Elbette onu sağından tutup alırdık (yakalardık).''
''Sonra mutlaka onun can damarını keserdik.''
- Risalet ile ilgili vahiy tamamlanmış ve bitmiştir.
'...Bugün sizin dîninizi kemâle erdirdim. Ve üzerinizdeki nimetimi tamamladım. Sizin için dîn olarak İslâm’dan razı oldum...'
Ahzâb 40
Muhammed, içinizden her hangi bir erkeğin babası değildir. Fakat Allah’ın Resûl’ü ve Nebîler’in Hatemi’dir (sonuncusudur). Allah, herşeyi en iyi bilendir.
* Risalet ile ilgili vahyi alan Nebiler olduğu için bu vahiy Nebiler'in sonuncusu ile bitmiştir.
En'âm 93
Allah’a yalanla iftira eden veya kendisine hiçbir şey vahyolunmamışken “Bana da vahyolundu.” diyenden veya “Ben de Allah’ın indirdiği şeylerin benzerini indireceğim.” diyenden daha zalim kim vardır? Zalimleri, ölümün şiddet halinde iken ve ölüm melekleri ellerini uzatıp: “Nefslerinizi çıkarın. Bugün, Allah’a karşı hak olmayan şeyler söylediğiniz ve O’nun âyetlerine karşı kibirlendiğiniz için alçaltıcı bir azapla cezalandırılacaksınız.” dedikleri zaman görsen.
- Risalet ile ilgili vahiy kendinden öncekileri tasdik ederek Allah tan olduğunun delilidir.
Bunlar benim Yüce Allah'ın kitabı Kur'an dan çıkarımlarımdır.
Yanlışım varsa Allah affetsin.
Muhakkak ki en doğrusunu Allah bilir...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder