Resul ve Nebi

    Bismillahirrahmanirrahim...

    Allah kullarını hidayete erdirmek her iki dünyasını da kurtarmaları için onların arasından seçtiği Nebi'lere vahyederek Resul'lük görevi ile bu vahyi tebliğ etmeleri yöntemi ile uyarılarda bulunmuş ve mesajlarını (dini) bu yolla ulaştırmıştır. Bu Allah ın seçtiği yol ve kanunudur. İsrâ 95. ayette Yüce Allah eğer yeryüzünde yaşayanlar melekler olsaydı resullerini melek olarak göndereceğini buyurmuştur.

   De ki: “Eğer yeryüzünde, (insanlar yerine) yerleşip dolaşan melekler olsaydı, elbette onlara gökten bir melek resul indirirdik.”
  
    Allah , beşer ile iletişimini (vahyi) üç şekilde yaptığını şu şekilde buyuruyor.

Şuarâ 51

    Allah, bir beşer ile ilham yoluyla(vahyen), perde arkasından veya dilediğini izniyle içine fısıldasın diye elçi gönderme dışında konuşmaz. Şüphesiz O yücedir, hüküm ve hikmet sahibidir.

    İlham ve perde arkası yoluyla gelen vahyin kişinin kendisini bağladığını, bu iki yolu başka varlıkların da (şeytan gibi) kullanabildiğini Kur'an da Vahiy konusunda işlemiştik. Yine elçi yoluyla gelen vahyin de bir bölümünün kişinin kendisini bağladığını İbrahim a.s ve Lut a.s'a gelen insan suretindeki meleklerden anlıyoruz.
    Fakat Risalet ile ilgili vahiy için Allah ın özel bir prosedür uyguladığını, korumayla ve gelen vahyin Resul'ü tarafından Allah ın sözü olduğundan emin olunup, tam ve eksiksiz bir şekilde elçisine ulaşmasını sağladığıdır. Muhammed a.s'a gelip Kur'an da kayda geçen vahyin bu yolla geldiğini Allah ayetlerinde şöyle açıklıyor ;

Cinn Suresi 26-27-28 
  • Bütün gaybı bilen O'dur; Fakat O ( Allah ) gaybını kimseye açmaz.
  • Razı olduğu Resullerden biri olursa başka. Onunda önüne ve arkasına gözcüler diker. 
  • Böylece O (Resul) bilsin ki Rab'leri tarafından gönderileni (Risaleti) getirenler (melekler) tam olarak ona ulaştırmış,yanlarında olanın hepsini almış ve her şeyi tek tek kavramıştır.
Bu ayetlerde Yüce Allah Risaletini kuluna nasıl ulaştırdığını ve bu vahyin normal bir durumdan farklı olduğunu bizlere açıkladı. Risaleti için 'gayb' kavramını kullandı.Şimdi bu Risaleti alan Resul ne yapmakla görevli ve bu 'gayb' yani Risaleti Allah ın kimlere verdiğini nasıl açıkladığına bakalım;

Tekvîr 24

    Ve O (Resul),kendindeki gayb bilgisini kimseden saklamaz. 

Âli İmrân 179

    Ve Allah sizi gayba muttali edecek (gaybı bildirecek) değildir. Ve lâkin Allah, resûllerinden dilediği kimseyi seçer (gaybı o resûlüne bildirir). O halde, Allah'a ve O'nun resûllerine îmân edin.

    Resul bilgisi dahilinde olanı, yani aldığı vahyi saklamayacağı ve bu 'gaybı' Allah sadece resullerinden seçtiğine bildirdiğini ayetlerde bize açıklıyor. Resul'ün yükümlülüğünü Allah ın nasıl açıkladığını ilerleyen bölümlerde ayetlerle göstereceğiz.
    Bu aşamada ana konumuz ikiye ayrılıyor. Bizim dini hükümler olarak sorumlu olduğumuz vahiy, bu ayetlerdeki vahiyden ibaret midir yoksa Risalet dışında başka vahiyde var mıdır. Yani Kur'an dışındaki hükümler (hadis,sünnet,..) vahiy midir ?
Bu vahyin dışındakiler için Allah ın ayetlerdeki vurgusuna bakarsak eğer ;

Câsiye 6

    Tilke âyâtullahi netlûhâ aleyke bil hakkı,fe bi eyyi hadîsin ba’dallâhi ve âyâtihî yu’minûn.

    “İşte bunlar, Allah’ın âyetleridir. Sana hak olarak onları okuyoruz. O halde Allah’tan ve O’nun âyetlerinden sonra artık hangi söze inanacaklar?
 
A'râf 185

    E ve lem yanzurû fî melekûtis semâvâti vel ardı ve mâ halakallâhu min şey’in ve en asâ en yekûne kadıkterebe eceluhum,fe bi eyyi hadîsin ba’dehu yu’minûn.      

    “Onlar göklerdeki ve yerdeki sınırsız hükümranlık ve nizama , Allah’ın yarattığı her şeye, ecellerinin yaklaşmış olabileceğine hiç bakmadılar mı? Peki, bundan sonra artık hangi söze inanacaklar?
 
Murselât 50

    Fe bi eyyi hadîsin ba’dehu yu’minûn.
 
    “Onlar, ondan (Kur’an’dan) sonra artık hangi söze inanacaklar?
 
    Allah ın sözü dururken, Kur'an dururken hangi söze (hadîse) inanacaklar !
    Demek ki inanacağımız tek söz Allah ın sözü yani Kur'an ,onun dışındaki sözler (hadisler) ise Risaletin dışında başka yollar aramak demektir.
    Risaletin tek kaynağımız olması gerektiği açıktır. Allah yukardaki ayetlerde bizlere böyle buyuruyor. Gelelim Risalet (vahiy) nedir neleri kapsar konusuna. Allah vahyi Resul leri yoluyla bizlere tebliğ ettirdiğini buyruyor. Bu vahyin de Kur'an olduğunu belirtiyor. Bunu yeterli görmeyen veya görmek istemeyenler Kur'an dışında Muhammed a.s'a ayrıyeten vahiy (Risaletle eş değer) olunduğunu iddia ediyorlar.Tabi hepsi aynı şekilde söylemese de kimisi doğrudan bu şekilde kimisi de 'hadis' leri vahye benzer bir şey -vahy-i sarih / vahy-i metluv- diye sınıflandırıyorlar.
    Öncelikle hadis diye rivayet edilenlerin toptan reddedilmesi veya toptan kabul edilmesi yanlış bir düşünce tarzı olacaktır. Dini hükümler ve özellikle gaybi bilgiler konusunda Kur'an da olmayan veya O'nunla çelişen hiç bir rivayetin bağlayıcılığı olmadığına inanıyorum. Ancak hüküm ve gaybi bilgileri içermeyen rivayetlerin incelenmesi de faydamıza olacaktır.
    Allah ın vahiyden, ayetlerden (Risalet),hüküm koyma kaynağından,hidayet kaynağından, inananlara öğüt olmasından,.. vs bahsederken sadece Kur'an ı işaret ettiği ayetlerle sabittir.Kur'an dışında herhangi bir söz veya kaynaktan bahsetmez. Peki Muhammed a.s Kur'an da olmayan konularda nasıl bir tavır sergilemiş olabilir...

Mâide 101

    “Ey iman sahipleri! Size açıklandığında canınızı sıkacak şeylerle ilgili soru sormayın. Kur'an indirilmekteyken onları sorarsanız size açıklanır. Allah onları affetmiştir. Allah çok bağışlayıcıdır, çok yumuşak davranandır.”
 
    Yukardaki ayette Yüce Allah iman edenlere, 'birşey soracaksanız Kur'an indirilirken sorun' buyruyor. Burdan anlaşılan net olarak şudur ki ; Muhammed a.s Kur'an da olmayan sorulara kendi hevasından cevap vermiyor. Sorular vahiy ile Allah tarafından cevaplanıyor.

A'râf 203

    “Onlara bir ayet getirmediğinde, ‘Onu da şuradan buradan derleseydin ya!’ diye konuşurlar...” 
 
    Bu ayetten de anlaşıldığı gibi Muhammed a.s insanlara vahiy olarak sadece Kuran ayetlerini tebliğ etmektedir.Vahiy gelmediği zamanlarda günlük konuşmaları, sözlerinin müşrikler tarafından bile vahiy olarak anlaşılmadığı açıktır.Nitekim ayetin devamında Nebi Muhammed a.s'ın neye tabi olduğu da Allah tarafından belirtilmiştir.

 A'râf 203

    “Onlara bir ayet getirmediğinde, ‘Onu da şuradan buradan derleseydin ya!’ diye konuşurlar.De ki: “Rabbimden bana ne vahyolunursa ben ancak ona tâbî olurum.” Bu, Rabbinizden kalp gözlerinizin görmesini sağlayacak olan yardımlardır. Ve hidayete erdirendir. Ve mü’min olan bir kavim için rahmettir.”

      Peki bize vahiy nasıl ulaştı ? İnsanlığa vahiy nasıl ulaştı ? Allah ın Resul'ünün tebliği ile... Buraya kadar bir sorun görünmüyor. Kur'an dışında Muhammed a.s'a ayrıyeten vahiy (Risalet) olunduğunu gösteren delil (ayet) yok. Tebliğ edilen vahiy Kur'an dan ibaret mi? yoksa Kur'an dışında (hadis-sünnet) vahiy gelmiş mi?.Eğer kitabın dışında vahiy varsa ve onlar Kur'an gibi kayda alınmamış hatta korunmamış ise, ayetlere ve inancımıza ters bir durum ortaya çıkıyor.Allah vahyi yani Kur'an'ı koruyacağını açıkça belirtmiştir.Tek kaynağında Kur'an olduğunu ayetlerde buyurmuştur.Her iki yönden de bakılırsa bakılsın inandığımız Allah a ve onun vahyi olan Kur'an a göre korunmamışlık veya eksiklik insanı başka inançlara sevk eder. Kur'an korunmamış, bozulmuştur demek ile diğer hükümlerin (hadis-sünnet) aslında vahiy olduğunu fakat kitaba koyulmadığını yada çıkarıldığını savunmak arasında bir fark yoktur.

Hicr 9

    Şüphesiz o Zikr’i (Kur’an’ı) biz indirdik biz! Onun koruyucusu da elbette biziz.

 En'âm 115

    “Rabbinin sözü, doğruluk bakımından da, adalet bakımından da tastamamdır. O'nun sözlerini değiştirebilecek yoktur. O, işitendir, bilendir”

Fussilet 42

    “Batıl, ona önünden de, ardından da gelemez. (Çünkü Kur'an,) Hüküm ve hikmet sahibi, çok övülen (Allah)tan indirilmedir.”

Vâkia 78

    “Saklanmış-korunmuş bir Kitap'ta (yazılı)dır.”

   Çünkü Allah kitabında vahyi koruduğuna ayetlerle vurgu yapmıştır. 'Kur'an korunmamıştır, başka vahiy kaynakları da vardır' demek bu ayetleri inkar etmektir.


        2. BÖLÜM

    Buraya kadar olan kısımda Allah ın biz insanlara gerçek dini Resul'leri vasıtasıyla tebliğ ettirdiği vahiy, kitapları yoluyla ulaştırdığını; beşer olduklarını, vahyin korunduğunu, vahiy alan beşerin sadece vahye tabi olduğunu,vahiy gelmediği zamanlarda hevasından hükümler vermediğini ayetlerden gördük.
    Rasul kelimesinin sözlük anlamının ilkinin 'üstlenilen söz' ikinci anlamının 'sözü yüklenen kişi' olduğu Ragıp El Isfehani'nin Müfredat ül el fazıl Kur'an isimli sözlüğünde (Kur'an da geçen kelimeler sözlüğü) geçmektedir.

Bakara 101

    Ve lemmâ câehum resûlun min indillâhi musaddikun limâ meahum nebeze ferîkun minellezîne ûtûl kitâb(kitâbe), kitâballâhi verâe zuhûrihim ke ennehum lâ ya’lemûn(ya’lemûne).
    ''Ve onlara Allah’ın katından yanlarındaki (Kitab’ı) tasdik eden (doğrulayan) bir resûl geldiği zaman, kitap verilenlerden bir kısmı, sanki bilmiyorlarmış gibi, Allah’ın Kitab’ını arkalarına attılar.'' 

    Bu ayette geçen 'resûl' ifadesi 'yüklenilen söz' anlamında geçmektedir. Yani Kur'an dır. Ayetin sonunda 'Allah’ın Kitab’ını arkalarına attılar' ifadesi bizi bu anlamın daha doğru olduğuna itiyor. Bunun yerine 'Resul'ü yalanladılar' ifadesi kullanılmış olsaydı 'yüklenilen söz' yerine 'sözü yüklenen kişi' anlamı daha doğru bir çeviri olacaktı.

Bakara 89

    Ve lemmâ câehum kitâbun min indillâhi musaddikun limâ meahum, ve kânû min kablu yesteftihûne alellezîne keferû, fe lemmâ câehum mâ A'râfû keferû bihî, fe la’netullâhi alel kâfirîn.
    Ve onlara, Allah katından onların beraberindeki şeyi (Tevrat’ı) tasdik eden bir Kitap, (Kur’ân) geldiği zaman (o’nu kabul etmediler). (Kur’ân gelmeden) önce kâfirlere karşı fetih ve zafer için (Allah’tan) yardım istiyorlardı. Oysa, O bildikleri onlara gelince O’nu inkâr ettiler. Bu yüzden Allah’ın lâneti kâfirlerin üzerinedir.
  • Bakara 101  'Ve lemmâ câehum resûlun...'
  • Bakara 89    'Ve lemmâ câehum kitâbun...' 
  Yukardaki iki ayetten anlaşıldığı üzere 'resûl' ifadesinin 'kitap' ile eş anlamda kullanıldığı durumlar olmaktadır. Bakara 101 deki 'resûl' yerine 'kitap' yazıp o şekilde anlam verirsek, Bakara 89. ayeti yani; birbirini açıklayan ayetleri bulmuş oluruz.

    En'âm Suresi 65. ayette ;
    ''Bak iyice kavramaları için ayetleri nasıl türlü şekillerde açıklıyoruz.''
 
    Allah ın ayetleri türlü şekilde açıklama yollarından biri de bu olsa gerek !!!
    Asıl olan ileten değil iletilen mesajdır. Bu durumu Yüce Allah En'âm Suresi 33. ayette şöyle açıklamıştır ;
   
  ''...Muhakkak ki; onlar seni yalanlamıyorlar. Fakat o zalimler açıkça Allah’ın ayetlerini inkar ediyorlar.''
 
    Yüce Allah Kur'an da dilimize Farsçadan geçen ve anlamı "haberci" olan PEYGAMBER kelimesi yerine RESUL ve NEBİ kavramlarını kullanmıştır. PEYGAMBER kelimesinin kelime anlamı bile RESUL ve NEBİ kelimelerinin anlamını karşılamazken, Kur'an daki kullanımlarının yerine asla geçemez.
*RESUL "risalet (tebliğ) görevini yerine getiren elçi" ,
*NEBİ ise "kitap (vahiy), hüküm ve nübüvvet alan" anlamına gelir.   Kısaca şu söylenebilir ; Nebîlik makam-ünvan, resullük görevdir. Allah ın Resulü'nün Nebî sıfatıyla yaptığı davranışların, onun kişisel davranışları olduğu, bu sıfatla onun bir şeyi haram kılamayacağı ortaya çıkar.
   Hadis veya sünnet olarak bize rivayet edilenler, Muhammed a.s'ın Nebî sıfatıyla yaptığı davranışları, sözleri olabilir. Gerçekten onun söz ve davranışları ise tabi ki...Hadis veya sünnet rivayetlerinin vahiy yada benzeri olduğunu iddia etmek bırakın dini, imana bile ters bir durumdur. 
    O zaman peygambere itaat, örnek alma ile ilgili ayetler ne olacak diye bir soru geliyor insanın aklına. Mesela Haşr 7. ayete bakarsak ;

     ''...PEYGAMBER size ne verdiyse onu alın, neyi de size yasak ettiyse ondan vazgeçin. Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz, Allah’ın azabı çetindir.''

 ayette açık ve net; PEYGAMBER ne verdiyse onu alın, ne haram ettiyse ondan vazgeçin diyor.Demek ki PEYGAMBER helal ve haram koyabiliyor ! Şimdi inanan, iman sahibi ve aklını kullanabilen bir müslüman için aşağıdaki ayetlerle bu ayeti yan yana koyup biraz düşünmesi sonucu neler çıkar ortaya bir bakalım ;

Yûsuf 40

    ''Hüküm yalnız Allah’ındır. O kendisinden başkasına kulluk etmemenizi emretmiştir. Dosdoğru olan din işte budur. Ama insanların çoğu bilmiyorlar''
hüküm = helal ,haram koyma yalnız Allah ındır.

Kehf 26

    ''...Kendi hükmünde hiç kimseyi ortak kılmaz''
Allah tan başkası helal haram koyamaz !
     Peygamber helal haram koyabiliyor mu koyamıyor mu ? bir ayete göre evet ,diğerine göre hayır ... Burada bir çelişki var gibi görünüyor !!! Peki Allah yine Kur'an da ;

Bakara 2

    ''İşte bu Kitap ki, O’nda hiçbir çelişki yoktur. Takva sahipleri için bir hidayettir.''

buyurmamış mı ? yine bir çok ayette 'benzeri bir sure getirin' yapabiliyorsanız diye cinler ve insanlara meydan okumuyor mu?   O zaman bu işte bir sorun var. Bize öğretilenlerde ve meallerde bi yanlışlık olmalı. Allah ın kitabında yanlışlık olamayacağına göre...Yüce Allah önceki kavimlerin kitaplarını tahriflerinden söz ederken, kelimelerin anlamlarını kaydırdıkları ve merkezinden çıkardıklarından bahsediyor.

Mâide 13

    ''Misaklarını bozmaları sebebiyle biz de onları lânetledik, kalplerini de (kapkaranlık) yaptık. Onlar, kelimeleri yerlerinden kaydırarak tahrif ederler...''

  Allah a ve Kur'an a inanan ve imanı olan birisi, sorunu insan kaynaklı arar. Ayetin önünü ve arkasını okursak dahi çelişkiyi ayetin ortasından cımbızla çekip almakla biz insanların çıkardığı anlaşılır.

Haşr 7

    Allah’ın o şehir halkının (malından), resûlüne fey olarak verdiği şey (savaşsız elde edilen ganimet), artık Allah’ın, resûlünün, ona yakınlığı olanların, yetimlerin ve yoksulların ve yolcularındır. (Bu) içinizden zengin olanların arasında elden ele dolaşan bir mal (servet) olmaması içindir. Ve PEYGAMBER size ne verdiyse onu alın, neyi de size yasak ettiyse ondan vazgeçin. Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz, Allah’ın azabı çetindir.''

    Ayeti başında ''savaşta ganimetten size ne verildiyse onu alın, ganimetin size yasaklanan kısmından uzak durun'' denildiğini ; helal-haram koymayla ilgili olmadığı yorumunu yapabiliriz. Konumuz itibari ile Kur'an daki kavramların anlamların kaydırılmasına dönelim. Bu ayetin başını okumasak dahi işin içinden nasıl çıkabileceğimize odaklanalım.O zaman ayeti incelemeye devam edelim...

   ''ve mâ âtâkumur resûlu fe huzûhu ve mâ nehâkum anhu fentehû, vettekûllâh, innallâhe şedîdul ikâb.''

bu diyanetin meali (diğerlerinin çoğunu da aynı göreceksin) peki Allah ne demiş aslında bize :
  
ve mâ âtâkumur resûlu = Resul'ün size verdiği şey
 fe huzûhu = onu alın
 ve mâ nehâkum = nehyettiği şey (yasakladığı şey)
 anhu fentehû = ondan vazgeçin

 PEYGAMBER ? nerde ayette ? yok... çünkü PEYGAMBER diye bir kavram yok Kur'an da. ne değişti ?


     ''...RESUL size ne verdiyse onu alın, neyi de size yasak ettiyse ondan vazgeçin. Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz, Allah’ın azabı çetindir.''

       eee ! ha PEYGAMBER , ha RESUL ne farkeder' diyenler olabilir,olmuş ta hatta günümüzde oluyorda. Eğer Kur'an da geçen RESUL kelimesi PEYGAMBER diye dilimize çevrilmiş olsaydı 'ne farkeder' söylemi belki doğru olabilirdi. Oysa ki Kur'an da RESUL geçen yerde de NEBİ geçen yerde de dilimize PEYGAMBER diye çevrilmiş. Bu şekilde yapılan çevirilerin olduğu meallerde sadece bu konuda bile bir çok çelişki bulabilirsiniz. Ayette onun yerine geçen kavrama göre RESUL veya NEBİ diye yorum yapmak, anlam vermek doğrusudur. Yani Allah ne demişse o şekilde meal vermek gereklidir. Tamam hadi RESUL ve NEBİ diye anlam verdik ne değişecek?

    3.BÖLÜM

     Kur'an da Yüce Allah bize RESUL ve NEBİ kavramlarını nasıl açıklamış ona bakalım.  

1.RESUL Ne ile yükümlüdür ?
 
Mâide 99

     ''Resûl'un üzerine düşen ancak tebliğdir. Allah, sizin açıkladığınızı da, gizlediğinizi de bilir.''

Mâide 67

     "Ey Resul ! Rabbinden sana ne indirilmişse onu tebliğ et.Tebliğ etmezsen görevini yapmamış olursun. "

Mâide 92

    ''Allah’a itaat edin, Resul'e itaat edin, sakının. Eğer yüz çevirirseniz şunu bilin: Resul'ümüze düşen sadece apaçık bir tebliğdir. ''

Nahl 35

    ''Resul'lere düşen, açık bir tebliğden başkası değildir.''

Nahl 82   

   ''Yine de yüz çevirirlerse artık sana düşen, açık bir tebliğden başka şey değildir.''

Ankebût 18

    ''Eğer yalanlarsanız bilin ki, sizden önceki ümmetler de yalanlamıştı. Resul'e de düşen, açık bir tebliğden başka şey değildir.''

 Şûrâ 48

     ''Yüz çevirirlerse, Biz seni onlar üzerine bekçi göndermedik. Sana düşen, tebliğden başkası değildir.''

Ra'd 40

    ''Ya onlara vaat ettiğimiz şeylerin bir kısmını sana gösteririz yahut da seni vefat ettiririz. O halde tebliğ etmek sana, hesap sormak bize düşer.''

anlaşıldığı üzere Resul'ün görevi sadece tebliğ etmekmiş.Eğer yalanlarsalar, yüz çevirirseler açık bir tebliğden başka görevi yokmuş.

Nisâ 80  

    ''Bu Resûl'e kim itaat ederse Allah'a itaat etmiş olur”. 

    Allah a itaat = Resul'e itaat , eşittir Muhammed a.s'a itaat dersek eğer, Allah ın en büyük günah dediği şirk olur. Allah a itaat, Muhammed a.s'a itaat olamaz. Allah ın Resul diye nitelendirdiği ancak ve ancak Allah ın sözü olabilir. Allah a itaat ancak O'nun sözüne, Kur'an a itaat ile eşit olabilir.

2.RESUL Neyi tebliğ etmiştir ?

Mâide 67

    "Ey Resul ! Rabbinden sana ne indirilmişse onu tebliğ et.Tebliğ etmezsen görevini yapmamış olursun. "

 Ankebût 51

    ''Kendilerine okunmakta olan Kitab’ı sana indirmemiz onlara yetmiyor mu?''

Sâffât 154-157

    ''Size ne oluyor, nasıl hüküm veriyorsunuz? Hiç mi öğüt almıyorsunuz? Yoksa sizin apaçık olan bir deliliniz mi var? Şayet doğru söylüyorsanız kitabınızı getirin.''

 Kalem 37

    ''Yoksa size ait bir kitabınız var da (bu batıl hükümleri) ondan mı okuyorsunuz?''

    Resul'ün tebliğ ettiği için Allah ayetlerinde bize 'Rabbinden ne indirilmişse' diye açıklıyor. Rabbinden indirileninde Kur'an olduğu buyruluyor.Başka indirilen yok mu ? YOK ! Yetmiyor mu diye soruyor Allah ... Varsa getirin kitabınızı diye de meydan okuyor ...  

3.RESUL hüküm ve uyarıları neye göre yapıyor ?

Enbiyâ 45

    ''De ki “Ben sizi ancak vahiy ile uyarıyorum.” 

Mâide 45

    ''Ve kim, Allah’ın indirdiğiyle hükmetmezse, o taktirde işte onlar, onlar zalimlerdir.'' 

Mâide 49

    ''Sen de aralarında, Allah’ın indirdiğiyle hükmet.''

Kalem 36-37

    ''Size ne oluyor? Nasıl hüküm veriyorsunuz? Yoksa size ait bir kitabınız var da (bu batıl hükümleri) ondan mı okuyorsunuz?''

En'âm 114

    ''Allah size kitabı detaylandırılmış bir halde indirmişken Allah’ın dışında bir hakem mi arayayım?''

Resul'ün hükümleri ve uyarıları Allah ın indirdiğidir.Kur'an dır.  

4.RESUL indirilenin dışında hüküm koyabilir mi ?

Necm 3-4

    ''Ve o, hevasından (kendiliğinden) konuşmaz.''
    ''O’nun söyledikleri, sadece O’na vahyolunan vahiydir.''

    Allah bu ayetlerde 'Resul ne demiştir'i apaçık bir şekilde ortaya koyuyor.Resul'ün söylediği her söz vahiydir, kendiliğinden konuşmaz, konuştukları Allah ın ayetleridir.Hepsi mi ? evet her söz... Bu sözler Allah ın vahyettikleri midir ? evet , başka söz olamaz mı ? OLAMAZ,kendiliğinden konuşmaz. Ya konuştuysa !!!

Hâkka 44-45-46

    ''Ve eğer, bazı sözleri Bize karşı uydurmuş olsaydı.''
    ''Elbette onu sağından tutup alırdık (yakalardık).''
    ''Sonra mutlaka onun can damarını keserdik.''

kendi sözlerini vahiy diye, Allah ın sözü diye demiş olsaydı başına gelecekleri Allah belirtmiş.
   eee tamam işte hadis-sünnet vahiy diyoruz, itiraz edecek ne var ! ayetlerde onu belirtmiyor mu ? HAYIR ! Ayetlerde Allah ın belirttiği şudur ;
  • Resul hevasından konuşmaz, sözleri vahiydir.
  • Resul'ün sözleri (gerçek hadisler) Kur'an dadır.
  • Resul'ün uygulamaları (gerçek sünnet) Kur'an dadır.Başka bir kitapta yada rivayetlerde değil.
  • Hükümler sadece Kur'an dadır.Örnek alacağınız her şey Kur'an dadır.
    Peki Muhammed a.s'ın vahiy dışında söylediklerini Kur'an nasıl açıklıyor ? Vahyi tebliğ ederken Resul vasfı ile her söylediği vahiy ise diğer zamanlarda insan-beşer olan Muhammed a.s'ın sözleri hangi vasfıdır ?

5.NEBİ kimdir, hüküm ve sözleri neyi ifade eder ?

      Peki Muhammed a.s Kur'an dışında bir şey konuşmamış mı, uygulamalarda bulunmamış mı yani ? Nebi Muhammed a.s devlet başkanıydı, komutandı, eşlerinin kocasıydı ,babaydı, vs,.. Hayata dair, devlet işlerine dair ve savaş halinde iken kendi kararları olmuştur elbette, ama evinde eşleri, diğer durumlarda ise sahabeler yeri geldiğinde itirazlarını belirtmişlerdir. 'Senin fikrin mi yoksa vahiy midir' diye sormuşlardır. Hataları da olmuştur.Ayetlerle doğru hükümler Allah tarafından vahyedilmiştir. Bu fark Ahzâb 32 ve 33 te kolayca anlaşılmaktadır ;

Ahzâb 32

   ''Ey Nebi'nin hanımları! Siz, kadınlardan herhangi biri gibi değilsiniz. Eğer Allah’a karşı gelmekten sakınıyorsanız (erkeklerle konuşurken) sözü yumuşak bir eda ile söylemeyin ki kalbinde hastalık (kötü niyet) olan kimse ümide kapılmasın. Güzel (ve doğru) söz söyleyin.'' 

 Ahzâb 33

   ''Evlerinizde oturun. Önceki cahiliye dönemi kadınlarının açılıp saçıldığı gibi siz de açılıp saçılmayın. Namazı kılın, zekâtı verin. Allah’a ve Resûlüne itaat edin. Ey ehli beyt ! Allah, sizden ancak günah kirini gidermek ve sizi tertemiz yapmak istiyor.''
  • Ahzâb 32 - '' Ey Nebi'nin hanımları! ...''
  • Ahzâb 33 - ''...Allah’a ve Resûlüne itaat edin...''
- Resul hanımları diye belirtilmiyor.
- Nebi'ye itaat de emredilmiyor.  Nebi hanımları - Resul'e itaat ... Beşer-insan olan Muhammed a.s'ın hanımları için ; kocanıza itaat edin emri değil, Resul'e itaat emrediliyor.Yani ne indirilmişse ona...

Ahzâb 57 de ;

     ''Şüphesiz Allah ve Resûl'üne eziyet edenlere, Allah dünya ve ahirette lânet etmiş ve onlara aşağılayıcı bir azap hazırlamıştır.''

 bu ayette göre PEYGAMBERe eziyet edenler için Allah azap hazırlamıştır dersek aşağıdaki ayetle çelişki oluşur...

Ahzâb 53

   ''Ey iman edenler, size izin verilmedikçe Nebî’nin evlerine girmeyin! (Girmişseniz oyalanıp) yemeğin pişmesini beklemeyin. Fakat davet edildiğiniz zaman girin. Yemeğinizi yeyince hemen dağılın ve sohbet etmek istemeyin, söze dalmayın (izinsiz konuşmayın). İşte bu durum gerçekten Nebî’ye eziyet oluyordu...''

      Ahzâbın yaptığı bu durum Nebi ye eziyet oluyormuş. Allah  , Nebi ye eziyet etmeyin diyor ama aşağılayıcı azap konusunu yine aynı ayetin devamında Resul'ü için şart koşuyor.Yani aynı durumu Resul'e yapmış olsalardı aşağılayıcı azap ile cezalandırılacaklardı buyruyor Allah.
En'âm 33. ayetinde Yüce Allah ;

     ''Onların söylediklerinin mutlaka seni mahzun ettiğini biliyorduk. Muhakkak ki; onlar seni yalanlamıyorlar. Fakat o zalimler açıkca Allah’ın ayetlerini inkar ediyorlar.''

     Resulleri yalanlayanlar için Allah, Muhammed a.s'a ; 'Seni değil tebliğ ettiğini yalanlıyorlar' derken Nebi Muhammed'in kendi sözleri değil Resul Muhammed'in tebliğ ettiği vahiyden bahsediyor.     Allah Kur'an da Nebi uygulamaları için uyarıları ve düzeltmeleri bir kaç yerde yapmıştır.Ama Resul için hiçbir ayette yanlış tebliğ ettin başka şeyler uydurdun demiyor. Nebi konusunda ise yaptıklarına vurgu var. Mesela ;

Tahrîm 1

    ''Ey nebî! Zevcelerinin rızasını arayarak, Allah’ın sana helâl kıldığı şeyi sen niçin kendine haram ediyorsun? Ve Allah; Gafur’dur, Rahîm’dir.''

Enfâl 67-68

    “Savaş alanında düşmanı etkisiz hale getirmedikçe hiçbir nebinin esir alma hakkı yoktur. Siz, dünya malını istiyorsunuz. Allah ise sonrasını istiyor. Üstün olan ve doğru kararlar veren Allah’tır. (Rumların galip geleceği gün sizi sevindireceğini) Allah önceden yazmasaydı, aldığınız esirlerden dolayı kesinlikle başınıza büyük bir felaket gelirdi. ”

bu ayetlerde Allah Nebi yi yaptığı hatadan dolayı uyarıyor.Fakat Mücadile 1 ayeti tam da Nebi ve Resul konusunu açıklıyor :

Mücadile 1

    ''Allah, kocası hakkında seninle tartışan ve Allah’a şikâyet edenin (kadının) sözünü işitmişti. Ve Allah, sizin konuşmalarınızı işitir. Muhakkak ki Allah; en iyi işitendir, en iyi görendir.''

    Bu ayette bir kadın kocası hakkında hüküm vermesi için Muhammed a.s'a geliyor.Ayetin devamında Muhammed a.s'ın konuyla ilgili ne dediği yazmıyor ama kadının hükmü beğenmediği kesin ve O'nunla tartışıyor o da olmayınca Allah'a şikayet ediyor Muhammed a.s'ı.Evet peygamber, devlet başkanı, ordu komutanı olan Muhammed a.s'ı bir kadın verdiği hükümden dolayı Allah'a şikayet ediyor. Nebi'nin bu konuda arap örf-adetlerine göre hüküm verdiği rivayet edilir.Yani o konudaki hüküm o zamanki geçerli olan kanunlar gereğidir.Ve Allah kadını haklı buluyor,o adetlerin yanlış olduğunu ve doğrusunun da devamındaki ayetlerdeki gibi olması gerektiğini buyruyor.Mücadile 5. ayette ise hüküm netleşiyor;

    ''Muhakkak ki Allah’a ve O’nun Resûl’üne (onların koyduğu hudutlara) muhalefet edenler, onlardan öncekilerin alçaltıldığı gibi alçaltıldılar. Ve açıklanmış âyetler (açık deliller) indirmiştik ve kâfirler için alçaltıcı azap vardır.''

    Yani Allah bu konuda artık ayetler mevcut,bundan sonra hüküm buna göre verilecek, ve bu hüküm örf-adetlerdeki kanuna ters olsa bile Resul'e muhalefet edilmemesi gerektiğini sert bir şekilde belirtiyor. Hükmü yalnızca Allah koyar ilkesinin açık örneğidir. Kadın bu ayetten sonra itiraz etse idi Resul'e yani vahye itiraz etmiş olacaktı ve cezası -alçaltıcı azap- olacaktı.Oysa ki kadının itirazı ayet inmeden, o konuyla ilgili vahiy gelmeden önce olduğundan, itiraz Nebi olan Muhammed a.s'ın uygulamasına idi.Açıkça görünüyor ki o dönemde dahi Muhammed a.s hayattayken bir konu Kur'an da yok ise yani Allah o konuda hükmünü belirtmemişse Nebi ne derse ne yaparsa doğru kabul edilmiyormuş hemde en yakınında onu tanıyan onunla yaşayanlar tarafından bile. Allah O'nun da bir beşer olduğunu ayetlerinde belirtmiştir...

Fussilet 6

    ''De ki: “Ben sadece sizin gibi bir beşerim. Bana sizin ilâhınızın, tek bir ilâh olduğu vahyediliyor...''

Zumer 30

    ''(Ey Muhammed!) Şüphesiz sen öleceksin ve şüphesiz onlar da öleceklerdir.''

    Beşer hata yapar, hatadan münezzeh ve sübhan olan yalnızca Allah tır.
    Beşer (Nebi) hata yapar ama Resul'ün tebliğde hata yapmış olması söz konusu değildir. Tebliğ konusunda Allah ın denetimi ve koruması altındadır (Cinn 26-27-28). Vahiyden de farklı bir şey tebliğ edemez (Hâkka 44-45-46).
    Bakara 285 te Allah şöyle açıklıyor ;

    ''Resûl, Rabbinden kendisine indirilene îmân etti ve mü’minler de, hepsi Allah’a, O’nun meleklerine, kitaplarına ve resûllerine îmân etti...''

    Demek ki önce Resul kendisine indirilene iman ediyor ve onu tebliğ ediyor.Yani indirilen ayetlere ilk iman eden Resul'ün kendisi oluyor. İndirilmeyen birey yani Allah'ın vahyetmediği bir şey Resul'den duyulmaz. Aslında Muhammed a.s kendisi de bizim gibi Rabbimizden indirilene iman ediyor. Kendisi bir iddia sahibi değil, hüküm koymuyor, helal-haram koymuyor, Allah'ın vahyine uyuyor o kadar. O vahiyle bizi uyarıyor, O vahiyle hüküm veriyor. Vahyin dışındaki başka bir hükmüne nasıl bir karşılık aldığıyla konuyu bitirelim.

Ahzâb 37

    ''Hani sen Allah’ın kendisine nimet verdiği, senin de nimetlendirdiğin kimseye, “Eşini nikâhında tut (onu boşama) ve Allah’tan sakın” diyordun. İçinde, Allah’ın ortaya çıkaracağı bir şeyi gizliyor ve insanlardan çekiniyordun. Oysa kendisinden çekinmene Allah daha lâyıktı. Zeyd, eşinden yana isteğini yerine getirince (eşini boşayınca), onu seninle evlendirdik ki, eşlerinden yana isteklerini yerine getirdiklerinde (onları boşadıklarında), evlatlıklarının eşleriyle evlenmeleri konusunda mü’minlere bir zorluk olmasın. Allah’ın emri mutlaka yerine getirilmiştir.''

  Ayetten anlaşılan Muhammed a.s ,evlatlığı Zeyd'e “Eşini nikâhında tut (onu boşama) ve Allah’tan sakın” diye emrediyor.Nikahında tutarsan senin için iyidir falan değil 'eşini nikâhında tut' hatta ekliyorda 'Allah tan sakın' bu Zeyd'e apaçık emirdir.Peki Zeyd ne yapmış? boşamış... Allah'ın kendisine nimet verdiği ( ki bu nimet imandır-ekmek falan değil) ve Kur'an da adı geçen tek sahabe olan Zeyd, Muhammed a.s'a karşı gelmiş, emrini yok saymış eşini boşamıştır.
   Ama cehennemlik olan Zeyd demiyor ayette! 'Allah’ın kendisine nimet verdiği' diyor... Eğer bu emir Resul'ün emri olsaydı Zeyd cehennemlik olurdu.Resul'ün emri olsaydı ayetle sabit olurdu.Ayetle sabit olan ne olurdu ? Boşanma !
   Yani eğer boşanma ile ilgili yasak olsaydı Zeyd, Allah'ın ayetine yani Resul'ün tebliğ ettiğine karşı gelmiş olurdu ve cehennemlik olurdu.Oysa ki Kur'an da boşanamazsınız diye ayet bulunmuyor.Zeyd bu emre veya tavsiyeye uyabilirdi de. Ama boşanmayı yasaklayan bir ayet olmadığı için eşi Zeynep ten ayrılmayı tercih  etti. Allah'ın emrine, yani Resul'ün tebliğ ettiği emre karşı gelmedi.Peki kime ve neye karşı geldi Zeyd ? Nebi Muhammed'e ve onun hayata dair istediğine karşı gelmiş oldu. Sonuç olarak PEYGAMBER deyip geçseydik Zeyd'in durumu da bize çelişkili gelebilirdi. Allah eğer PEYGAMBER değil de RESUL ve NEBİ kavramlarına Yüce kitabı Kur'an da yer vermişse boşuna değildir.      

    4.BÖLÜM

        Hadi diyelim ki buraya kadar olanını tamam anladık ! Sen böyle yorumlamışsın ! Peki PEYGAMBERimiz Kur'an ı açıklamış ve bizim anlamadıklarımızı hadis ve sünnet yoluyla bize aktarmış olamaz mı ?
     Öncelikle buraya kadar olan ayetlere yorum yapılarak başka bir şeyler söyletme gibi bir durum söz konusu değil.Ayette ne demişse Yüce Allah , onu aynen yazdık,başka ayetleri de yazdık aynı şekilde , sonra birbirlerine bağladık.yaptığımız bundan ibaret.
     Navigasyon Ankara-İstanbul 450 km gösteriyor,Kayseri-Ankara arasını da 325 km gösteriyor.Biz Kayseri den İstanbul a gidiyoruz. o zaman Kayseri İstanbul arası 775 km (450+325=775) dersek yorum mu yapmış oluyoruz.
     Buraya kadar olan kısımla ilgili itiraz şu şekilde olabilir.
    ''Yazdığın ayetleri başka 'hocalar' ! değişik meallendirmiş..''
Açar kontrol edersin.kim nasıl meal vermiş! Zaten aç, bak, oku, herkese inanma, sorgula ki doğruyu kendinde bulabileceğini anlayasın...
     Gelelim sorunun ikinci kısmına.Yani Kur'an ı kim açıklamış...

En'âm 65

    ''Bak iyice kavramaları için ayetleri nasıl türlü şekillerde açıklıyoruz.''
(nusarrıfu = açıklıyoruz)

A'râf 52

    ''Bilgiyle uzun uzadıya, etraflıca açıkladığımız, inanan bir toplum için doğruya iletici ve rahmet olan bir Kitab’ı onlara getirdik.''
(fassal-nâ-hu = biz onu ayrı ayrı açıkladık)

İsrâ 41

    ''Bunları Kuran’da türlü türlü şekillerde açıkladık ki öğüt alıp hatırlasınlar. Fakat bu sadece kaçışlarını artırıyor.''
(sarraf-nâ = biz tekrar tekrar açıkladık)

Yâsîn 69

    ''O yalnızca bir öğüt ve apaçık bir Kuran’dır.''
(mubînun = apaçık )

 İsrâ 89

    ''Andolsun bu Kuran’da her örnekten insanlar için türlü türlü açıklamalarda bulunduk. İnsanların çoğu ise tanımamakta ayak diretmektedirler.''
(sarrafnâ = biz tekrar tekrar açıkladık)

*Parantez içindeki kelimeler ayetlerde geçen açıklama ile ilgili arapça kelimelerdir.Arapçasından kontrol etmek isteyenler için...

En'âm 38

    ''Kitap’ta hiçbir şeyi eksik bırakmadık.''
 
Ayetler Kur'an ın apaçık, ayrıntılı, hiç eksiği olmayan, türlü türlü şekillerde açıklanmış, örnekler olan,bilgiyle uzun uzadıya, etraflıca açıklanmış bir kitap olduğunu gösteriyor.
  • 'Siz Kur'an ı okusanız da anlayamazsınız' yalanı Allah a ve Kur'an a atılmış bir iftiradır.
  • 'Kur'an da her şey yok başka kitaplara, evliyalara, şeyhlere, bizlere açıklayacak alimlere ihtiyaç vardır' yalanı Allah a ve Kur'an a atılmış bir iftiradır.
Allah kitabı için, ayetleri için : açık ve anlaşılır derken insanların çoğu bunu kabul etmemekte ayak diretmektedirler. Ancak işin şu kısmı da unutulmamalıdır kim ne kadar emek verirse Kur'an ı o kadar anlar. Namaz için 3-5 sure ezberledim diyen birisi ile bilgi alt yapısı olup yıllarca üzerinde çalışan birisinin Kur'an dan çıkaracakları eynı şeyler olmaycaktır elbette. Tamamını okudum uğraştım yine de anlayamadım diyen birisi zaten ahirette sorguya çekilecek kapasitede olmayanların sınıfındadır. Anlamak için okuyup uğraşan birisinin yaptığı yanlışla hiç okumadan, birilerinin yanlışlarını takip eden kimselerin durumunun, Allah ın huzurunda aynı şey olmayacağı kanaatindeyim.

En'âm 114

    ''Allah size kitabı detaylandırılmış bir halde indirmişken Allah’ın dışında bir hakem mi arayayım?''

Ankebût 51

    ''Kendilerine okunmakta olan Kitab’ı sana indirmemiz onlara yetmiyor mu?''

Kalem 36-37

    ''Size ne oluyor? Nasıl hüküm veriyorsunuz? Yoksa size ait bir kitabınız var da (bu batıl hükümleri) ondan mı okuyorsunuz?''

Sâffât 154-157

    ''Size ne oluyor, nasıl hüküm veriyorsunuz?
      Hiç mi öğüt almıyorsunuz?
      Yoksa sizin apaçık olan bir deliliniz mi var? 
      Şayet doğru söylüyorsanız kitabınızı getirin.''

Allah soruyor Kur'an da ;
  • Hüküm verdiğiniz başka kitabınız mı var ?
  • Cevap :
  • Kur'an dan başka apaçık delilinizin bulunduğu kitabınız mı var ?
  • Cevap :
  • Size detaylı Kur'an indirilmişken başka hakem mi arıyorsunuz ?
  • Cevap :
  • Kur'an size yetmiyor mu ?
  • Cevap :
  Cevaplar ortada,herkes biliyor,kimse kabul etmiyor.Herkesin Kur'an dışında kendi kitabı var.Bu insanlar Kur'an bize yeter demiyor,hep yardımcı destekleyici kitaplara ihtiyaç duyuyor. Onun şeyhi, bunun hocası, ölmüş gitmiş alimler,.. kendince hüküm koyuyor.

Hûd (1-2)

   ''Elif Lâm Râ. Bu Kur’an; âyetleri, hüküm ve hikmet sahibi (bulunan ve her şeyden) hakkıyla haberdar olan Allah tarafından muhkem (eksiksiz, sağlam ve açık) kılınmış, sonra da Allah’tan başkasına kulluk etmeyesiniz diye ayrı ayrı açıklanmış bir kitaptır. (De ki:) 'Şüphesiz ben size O’nun tarafından gönderilmiş bir uyarıcı ve müjdeleyiciyim.' ''

    Allah ayetlerim eksiksiz, sağlam ve açık, başkasına kulluk etmeyin diye ayrı ayrı açıkladım diyor ; adam hala bizim hoca şöyle dedi böyle dedi Kur'an ı anlayamazsınız dedi diyor. Allah ın dediğine inanmayan adam sabah akşam secdeden kalkmasa ne olur !
    Bu ayetlerin yanı sıra ;

Mâide 15  

    ''Ey kitap ehli! (Kitap sahipleri), Kitap’tan çoğunu gizlemiş olduğunuz ve çoğundan vazgeçtiğiniz şeyleri, size beyan eden bir Resûl’ümüz gelmiştir. Size Allah’tan bir nur ve apaçık bir kitap gelmiştir.''
(yubeyyinu lekum = size beyan eden)

    O kadar ayette Allah , Kur'an ın apaçık, ayrıntılı, hiç eksiği olmayan, türlü türlü şekillerde açıklanmış, örnekler olan,bilgiyle uzun uzadıya, etraflıca açıklanmış bir kitap olduğunu ve bu açıklamayı da Biz yaptık derken , bunları kabul etmeyip yukardaki ayette (Mâide 15) ''beyan eden bir Resûl’ümüz'' söyleminin peşine takılıp ''PEYGAMBER açıklar onu da hadis ve sünnet ile yapar biz o olmazsa anlayamayız'' diyebiliyor.Akleden birisinin soracağı soru şudur :
     Bi sürü ayette Allah 'açıkladım' diyor ve bir ayette de 'Resul beyan eder' demişse bu 'beyan etme'yi acaba yanlış mı yorumladım? Bunu bir araştırayım !
aklını kullanan bunu sorar kendine...
-bir ayette 'beyan' demiş Allah ,6-7 ayette dediklerini yok sayarım bunu kabul eder diğerlerini görmezden gelirim-
der mi hiç akıllı biri ? yada gerçeği arayan bir müslüman ?
     O halde 'beyan' ne demek onu anlamaya çalışalım,olmazsa diğer ayetlere döner hatamızı onlarda da ararız.Allah'ın kitabında çelişki olamaz.Temel ilkemiz bu olmalı...
     'Beyan' türkçeye de geçmiş günümüzde de kullanılan bir kelimedir.Genelde açıklamaya yakın anlam olduğu zannedilir hatta o şekilde dahi yanlış kullanım bile vardır.Ama asıl 'mal beyanı' gibi kullanımları vardır.Anlamı da malını gizlememek hepsini devlet nazarında kayıtlara geçirmektir. Kişinin mal varlığını icra dairesine bildirmesidir.Türkçe karşılığı 'beyan = bildirmek' tir.Ama biz Allah Kur'an da hangi anlamda kullanmıştır onu bulalım. 
Mâide 15.  ayete bakarsak kolayca anlaşılır :

    ''Kitap’tan çoğunu gizlemiş olduğunuz şeyleri' yani gizlenen bir şeyi açığa çıkarmak anlamı görülüyor. 'Ehli Kitabın (yahudi ve hristiyanlar) Kitap’tan çoğunu gizlemiş olduğunuz şeyleri beyan (yani açığa çıkaran) eden Resul''

    Diyelim ki bu bize yetmedi,başka ayetlerde acaba aynı kelime kullanılmış mı ? hangi anlamda kullanılmış? Bir de ona bakalım 

Bakara 159

     ''İndirdiğimiz apaçık delilleri ve hidayeti Kitap’ta açıklamamızdan(beyan ettikten) sonra onları gizleyenler var ya, işte onlara hem Allah lânet eder, hem de bütün lânet etme konumunda olanlar lânet eder.''
(beyyennâ-hu = beyan ettik)

Bakara 160

    ''Ancak tövbe edip durumlarını düzeltenler ve gerçeği açıkça ortaya koyanlar (beyan edenler) kurtulmuşlardır. Çünkü ben onların tövbelerini kabul ederim. Zira ben tövbeleri çok kabul edenim, çok merhamet edenim.''
 (beyyenû = beyan ettiler)

     Bakara 159 da, Allah önceki kavimlere (yahudi ve hristiyanlar) delilleri , Tevrat ve İncil de beyan ettikten sonra onları gizleyenlere lanetten bahsediyor,160. ayette ise bu insanlardan tövbe edip, gerçeği ortaya koyanların yani gerçeği beyan edenlerin kurtulacağını anlatıyor. Bu iki ayette Allah 'beyan etmeyi' gerçeği gizlemenin zıttı olarak yani 'gerçeği açıkça ortaya koyma' anlamında kullanıyor. Son olarak Âli İmrân 187 de;

    ''Hani Allah, kendilerine kitap verilenlerden, “Onu (Kitabı) mutlaka insanlara açıklayacaksınız(le tubeyyinunne-hu), onu gizlemeyeceksiniz” diye sağlam söz almıştı. Fakat onlar verdikleri sözü, arkalarına atıp onu az bir karşılığa değiştiler. Yaptıkları bu alışveriş ne kadar kötüdür! ''
(le tubeyyinunne-hu = onu mutlaka beyan edeceksiniz)

     Bu ayette de görüldüğü gibi 'kitabı gizlemeyeceksiniz,açıklayacaksınız yani beyan edeceksiniz' derken yine gizleme olayının zıttı olarak yani 'ortaya çıkarma' anlamında kullanmıştır.
     Meallerde açıklama olarak anlam verilse de Allah ayetlerin açıklanması olarak değil,gizlenmemesi anlamında kullanmıştır.
     Zaten Resul'ün görevini yukardaki ayetlerde Allah açıklamıştı.Vahyi tebliğ etmek. Bildirmek, gizlememek, beyan etmek...
     Aradığın her şey bu kitapta mevcut ! Kur'an a güvenen yarı yolda kalmaz...

Zuhrûf 44

    ''Şüphesiz bu Kur’an, sana ve kavmine bir öğüt ve bir şereftir, Ve siz, (Kur’ân’dan) sorumlu olacaksınız.''

    Sorular Kur'an dan çıkacak, başka kitaba çalışıp ahiretinizi yakmayın...
    Bu yazılanlara her ne kadar Allah ın ayetleri kaynaklı olsa da 'peygambersiz din oluşturma çabası' şeklinde eleştiriler gelecektir.Kur'an ı, vahyi merkeze alan anlayışın, O'nu (Kur'an ı)  tebliğ edip, bizlere ulaştıran seçilmiş insanı dışlamak gibi bir eleştiriye maruz kalması kendi içinde çelişmektedir. Yüce Allah kitabında daha önceki kavimlerin yaptığı hatalardan bahsederken ; kimisi Nebileri öldürmüş kimisinin de Nebilerini ilahlaştırmış olduklarını buyruyor. Muhammed a.s'ın kendi dilinden ( ağzından ) O'na ;

    “Benimle sizin aranızda Allah şahittir. Bu Kur’ân bana, onunla, sizi ve kime ulaşırsa onu, uyarmam için vahyolundu.'' ( En'âm 19 )

dedirtirken bazıları hala Kur'an dışı kaynaklardan uyarıları, hükümleri Kur'an ın yerine koymaktadır. Ve yine O'nun dilinden ( ağzından ) ;

    '' Ve resûl: “Ey Rabbim! Muhakkak ki benim kavmim, bu Kur’ân’dan ayrıldı (Kur’ân’ı terketti).” dedi.''  (Furkân 30)

ümmetinin vahyi terkettiğini hesap gününde söyletmiştir.
  • De ki: “Allah’ın dilemesi hariç, ben kendime fayda veya zarar verecek güce malik değilim. Eğer ben gaybı bilseydim, hayrı mutlaka çoğaltırdım, bana bir kötülük dokunmazdı. Ben ancak mü’min olan kavim için bir nezir (uyaran) ve müjdeleyiciyim.” (A'râf 188)
  • De ki: “Ben size Allah’ın hazineleri yanımdadır demiyorum. Ve gaybı bilmiyorum. Size, muhakkak ki ben bir meleğim demiyorum. Ancak bana vahyedilene tâbî olurum.” “Basiretle gören ve görmeyen bir olur mu, hâlâ tefekkür etmiyor musunuz?” de. (En'am 50)
 Allah Nuh a.s'a da aynısını söyletmişti :
  •     Ve size: “Allah’ın hazineleri yanımdadır.” demiyorum. Ve gaybı bilmiyorum ve: “Muhakkak ki; ben bir meleğim.” demiyorum. Ve gözlerinizin hakir gördüğü kimselere : “Allah asla bir hayır vermeyecek.” demiyorum. Onların nefslerindekileri Allah bilir. O taktirde (doğruyu söylemezsem) muhakkak ki; ben, elbette zalimlerden olurum.  (Hûd 31)
bu ayetler dururken kıyametle, gelecekle, gayb ile ilgili Muhammed a.s'a atfedilen rivayetleri kabul etmek, Allah a isyan, Muhammed a.s'a da iftira atmaktan başka nedir !

  • “Ben diğer resûllerden farklı bir (bidat) ortaya çıkarmış değilim.” de. Ve bana ve size ne yapılacağını ben bilemem. Ben sadece bana vahyedilene tâbî olurum. Ve ben apaçık bir nezirden başka bir şey değilim. (Ahkâf 9)

 kendisine ne olacağını bilmediğini söyleyen Muhammed a.s, nasıl olur da ümmetine şefaat edeceğini, hükmü verilmiş birisini Allah ın elinden  kurtaracağını söyleyebilir !

  • ''Öyleyse bir kimse, üzerine azap sözünü hakettiği taktirde sen, ateşte olanı kurtarabilir misin? ''  (Zumer 19)
 *Daha fazlası için ŞEFAAT konusunu inceleyebilirsiniz.


Bunlar benim Yüce Allah'ın kitabı Kur'an dan çıkarımlarımdır.
Yanlışım varsa Allah affetsin.
Muhakkak ki en doğrusunu Allah bilir...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder