Kader

    Bismillahirrahmanirrahim...

Müşriklerin inancı olan, 'Allah dileseydi biz şirk koşmaz ve hiç bir şeyi haram etmezdik' temelli anlayışın Kur'an tarafından kaldırmasına rağmen dönüp dolaşıp müslümanların iman şartı haline getirilmesi bu yazının ana konusudur. Alın yazısı maskesiyle dine sokulan bu anlayışın Kur'an da tamamıyla reddedildiğini ve gerçekte kaderin ne olduğunu, Allah ın bize anlattığı şekliyle nakletmeye çalışacağız.

Alkol kullanan birisinin 'Allah ın takdiri o yüzden içiyorum' demesi yada 'biz ne yapıyorsak bize Allah yaptırıyor bizim hiç bir dahlimiz yok' demesi 'Cebriye' inancıdır. Bu sapık düşünce tarzı eski Yunan felsefesinden Süryanilerin vasıtasıyla aktarılmış ve tasavvuf inancında da kendine yer bulmuş ordan da dinimize geçmiştir. Bu inanca göre haram veya helalden bahsedilmez.

Günümüzde narkozlanmış şekilde olan müslüman kesimler hem 'kaderci' olup hem de haram, helal kavramlarına inanarak nasıl bir çelişki içinde olduklarının farkında dahi değildirler. Oysa ki 'her şeyi Allah yaptırıyor bizim ne yapacağımız önceden belli, elimizden birşey de gelmez' diyen 'Cebriye'ciler kendilerince samimi bir iman ile helal, haram diye bir şeye inanmazlar. Zaten böyle bir kader inancına sahip olan birisinin helal, haram gibi şeylerden bahsetmesi tezat olur.

Eğer Allah bizlere şunları yaparsanız size cenneti vaad ediyorum demiş ise onlar yapılabilir demektir. Hem yapmayı seçme anlamında hem de seçtikten sonra yapılabilirlik anlamında mümkün olması gerekir. Biz ne yaparsak yapalım cennete gidemeyeceksek ! Allah ın vaadi bir kandırmaca gibi değil midir ? Allah kendisine böyle söylettirecek iş yapar mı ? (haşa) Kadercilik ile Allah ın varlığına inanmamak aynı şeydir. Bakın Rab'bimiz bu konuda neler buyurmuş :

Enbiya 16-17
  • Biz; yeri, göğü ve ikisinin arasındaki şeyleri, oyun (eğlence) olsun diye yaratmadık. 
  • Eğer Biz, eğlence edinmek isteseydik, (bunu) yapacak olsaydık mutlaka onu, Kendi katımızdan edinirdik. 
Duhan 38

Ve gökleri ve yeri ve ikisi arasındakileri, oyun olsun diye yaratmadık.

Peki Allah bizim yapacaklarımızı bilir mi ?

Şura 12

Göklerin ve yerin anahtarları, O’nundur. Dilediğinin rızkını genişletir ve daraltır. Muhakkak ki O, herşeyi en iyi bilendir.

Haşr 22

O Allah ki, O’ndan başka İlâh yoktur. Gaybı (görünmeyeni) ve görüneni de O bilir. O; Rahmân’dır, Rahîm’dir.

Hucurat 16

De ki: “Dîninizi Allah’a mı öğretiyorsunuz? Ve Allah, göklerde ve yerde olanı bilir. Ve Allah, herşeyi en iyi bilendir.”

Her şeyi bilen Allah yapacaklarımız konusunda bize ne kadar alan tanımıştır ? Yaptığımız eylemlerin ne kadarı bize bağlı ? Allah ın yapacaklarımızı bilmesi O'nun zorla yaptırdığı anlamına mı geliyor ?


Eğer seçim hakkımız varsa sorumlu tamamen biziz. Ama elimizde olmayan şeylerin de olduğu gerçektir. Helal veya haram olan her konuda sorumluluk, seçim hakkı bizdedir.Evrenin işleyişi içinde yaptığımız eylemlerin tek ve bağımsız olduğunu düşünmek anlamsız olur. Tam tersine herşey birbirine bağlıdır. Sokakta yardıma ihtiyacı olan birini görmek yada görmemek tercihimiz değildir. Ama gördüğümüz zaman yardım edip etmemek tamamen bizim elimizde olan bir şeydir.

Zengin veya fakir olmamız yada kaldırımda yürürken bir arabanın bize çarpması cenneti veya cehennemi hak etmemizde bize engel yada kolaylık sağlamaz. Zengin olmayı daha çok yardım (maddi) yapabilmek için kendince cennete gidebilmek için kolay yol olarak görenler olabilir mesela. Bir öğrencinin sınavda bildiği konuyu seçmesine benzer ama öğretmen bildiğini zannettiği konudan öyle sorular hazırlar ki öğrenci o konuyu seçtiğine pişman olur.

Kur'an da anlatılan Adem a.s'ın cennetten kovulması hadisesi kaderciliğin en bariz örneğidir. Adem ve Havva a.s işledikleri suç nedeniyle cennetten kovulduklarında şöyle dediler :

A'raf 23

İkisi şöyle dedi: “Rabbimiz, biz nefslerimize zulmettik, şâyet Sen bize mağfiret ve rahmet etmezsen, biz mutlaka hüsrana uğrayanlardan oluruz.”

Yani yaptıkları hatayı anladılar ve tövbe ettiler. Şeytan ise secde etmediği için kovulduğunda şöyle demişti :

Hicr 39

(İblis) dedi ki: Rabbim! Beni azdırmana karşılık ben de yeryüzünde onlara (günahları) süsleyeceğim ve onların hepsini mutlaka azdıracağım!

Yani 'benim ona secde etmeyeceğimi bildiğin halde ona secde etmemi isteyerek, rahmetinden uzaklaştırarak sapıtmama sebep olduğun için ben de, o kullarına yeryüzünde kötülükleri süsleyip, bezeyeceğim ve muhakkak ki, o kullarının hepsini rahmetinden mahrum edip, ayartıp yoldan çıkaracağım.' diyerek hatasını Allah a yüklemeye çalıştı. İşte kadercilik anlayışı tam da iblisin inancıdır.

Meallerdeki, 'Allah ın dilemesi' ve 'dilediğini saptırması' , 'dilediğini hidayete erdirmesi' :

Öncelikle 'Allah dileseydi' yerine 'tercihi Allah yapsa idi' meali verirsek ayetleri anlamamız kolaylaşacaktır. Çeviri tamamen yanlış olmasa da anlamı karşılayamıyor ve başka şekilde de mana verebilmenin önünü açıyor. Çünkü 'Allah dileseydi' mealinden 'dileme' ihtimalinin olduğunu ama bunu istemediği anlaşılabiliyor. Yani 'Allah isteseydi biz iman ederdik' , 'Demek ki Allah bizim iman etmemizi istemiyor' demek yanlış bir anlamlandırma olacaktır. 'Allah herkesin iman etmekten başka seçim hakkının olmamasını istemiyor' doğrusu olacaktır. Herkes iman etsin diye bir zorlama yapmamıştır. Zaten 'Allah bunu dilememiştir' anlamı ayetlerden ve Kur'an ın genelinden kesin olarak çıkmaktadır. Allah herkesin iman etmekten başka seçim hakkının olmamasını istemediği için kafir olabilen, şirk koşabilen insanlar vardır. Bu kısmı olumlu cümle yapısanda incelersek, 'Allah herkesin iman etmekten başka seçim hakkının (olmamasını istemiyor yerine) olmasını istiyor' ki kesin olarak istemiş ve dilemiş dediğimiz budur. Yoksa ne kafir ne de müşrik birisi olabilirdi ve doğal olarak imtihandan da söz edemezdik. İşte Allah ın ayetlerinde reddettiği budur. Kadercilik anlayışı ise tersini savunarak imtihan halini yok sayıyor ki bu evrenin yaratılmasına dahi aykırı bir durumdur.

Allah dileseydi, sizi tek bir ümmet yapardı. = Allah herkesin iman etmekten başka seçme hakkının olmaması durumunu isteseydi hepinizi tek bir ümmet yapardı. 'küfrü seçememe durumu isteseydi'

Allah dileseydi, sizi tek bir ümmet yapardı. = Allah herkesin iman etmekten başka seçme hakkının olması durumun istemeseydi hepinizi tek bir ümmet yapardı. 'küfrü seçme durumu istemeseydi'

Nahl 93

Allah dileseydi, sizi tek bir ümmet yapardı. Fakat O, dilediğini saptırır, dilediğini de doğru yola iletir. Yapmakta olduğunuz şeylerden mutlaka sorguya çekileceksiniz.

Bu ayetin meali, kendi içerisinde düz bir okumayla bile çok ciddi çelişkili ifadeler içeriyor.
  • Allah dileseydi sizi bir tek toplum kılardı.
Tamam bunu kabul edip devamını o şekilde yorumlayalım.
  • Fakat O, dilediğini saptırır, dilediğini de doğru yola iletir.
Ayetin başında dileseydi demiştik ! Şimdi dilediğini kabul edip meal vermeye devam ediyoruz ! Allah bizi saptırdı ise neden sorumlu tutulacağız ! Bakın ayetin devamıyla da çelişki ortaya çıkıyor.
  • Yapmakta olduğunuz şeylerden mutlaka sorguya çekileceksiniz.
Eğer yaptıklarımızdan sorguya çekileceksek, kendimiz dilememiz gerekmez mi ? Ayet bile kendi içerisinde dileyenin bizim olmamız gerektiğini haykırıyor !

Bu olsa olsa iblisin meali olabilir ! Yok yok kızmayın kimseye şeytan demiyorum. Kendisi demiş zaten onu naklettim sadece.

Araf 16

(İblis): “Bundan sonra, beni azdırman sebebiyle, mutlaka Senin Sıratı Mustakîmin'e onlara karşı (mani olmak için) oturacağım.” dedi.

Aynı şeyi ibliste savunuyormuş ! Benim suçum yok Allah beni azdırdı !  demiş zaten...

Allah ın kitabında çelişki olamaz !

Bakara 2

    ''İşte bu Kitap ki, O’nda hiçbir çelişki yoktur. Takva sahipleri için bir hidayettir.''

O zaman doğru meal şöyle olsa gerek :

Nahl 93

Allah tercih etseydi (dileseydi), sizi tek bir ümmet yapardı. Fakat dileyen sapar (dileyenin sapmasına engel olmaz), dileyen doğru yola girer (dileyenin doğru yola girmesine engel olmaz). Yapmakta olduğunuz şeylerden mutlaka sorguya çekileceksiniz.

Hidrojen ve oksijen atomunun özellikleri (kaderleri) vardır. İki hidrojen atomu oksijen atomuyla bir araya gelince 'biz bugün su olmak istemiyoruz' diyebilir mi ? Suyu oluşturmayı istememek gibi bir durumları yoktur zaten. Bütün hidrojen atomları tek tiptir. İkisi bir oksijenle bir araya geldiğinde isteselerde istemeselerde ! su molekülü oluşur. Tabi gerek ve yeterli koşullar içinde.(aşağıda detayını anlattım) Allah ın dilemesi böyle bir şeydir. Allah dilemiş ve tüm hidrojen atomları tek tip (ümmet) olmuşlardır. Seçme iradeleri yoktur. Fakat biz insanlara irade ve akıl veren Yüce Allah bizleri bu şekilde, bir tek toplum (ümmet) olarak yaratmadığını ayetlerde açıklıyor.

En'am 33-34-35
  • Onların söylediklerinin mutlaka seni mahzun ettiğini biliyorduk. Fakat muhakkak ki; onlar seni yalanlamıyorlar. Lâkin zalimler, Allah’ın âyetleri ile cihad ediyorlar.
  • Ve andolsun ki; senden önceki resûller de yalanlandı. Fakat onlara yardımımız gelinceye kadar yalanlandıkları şeylere ve uğradıkları eziyetlere sabrettiler. Ve Allah’ın kelimelerini değiştirecek yoktur. Ve andolsun, gönderilmiş resûllerin haberlerinden (bir kısmı) sana geldi.
  • Onların yüz çevirmeleri, sana zor gelirse o zaman, gücün yeterse yerin dibine bir tünel açılmasını veya semaya bir merdiven kurulmasını iste. Böylece onlara bir âyet (mucize) getir. Allah tercih etseydi (dileseydi), elbette hepsini hidayet üzerinde toplardı. Artık sakın cahillerden olma!

Ayetlerin başında Muhammed a.s'ın yaşadığı bir takım sıkıntılarından, insanların Allah ın dini hususunda gayret etmemeleri ve bazen de kırıcı olmalarından dolayı üzülüp dert edindiğinden bahsediliyor. Sonra Allah Muhammed a.s'ı 'buna üzülme senden öncekilerde ayetlerimizi yalanladılar' diyerek teselli ediyor. Ancak 35. ayette çok önemli bir uyarıda bulunuyor. Onların yüz çevirmesi sana zor geliyor, tahammül edemiyorsan 'yere tünel aç yahut göğe merdiven daya da ne istiyorlarsa getir gücün yetiyorsa eğer, Allah düzenini senin arzu ettiğin şekilde kurmuş olsaydı zaten herkes doğru yolda olurdu sana da gerek kalmazdı. Sen Allah ın tercihinin (dilemesinin) dışında bir kaygının içine niye giriyorsun ki ! Sen doğruları tebliğ et, bütün insanlar doğru yola gelsin diye neden kendini yıpratıyorsun. Allah ın bu konudaki ilkesini bilmiyormuş gibi davranma, cahillerden olma !' diyor.

Yunus 99

Ve şâyet senin Rabbin tercih etseydi (dileseydi), yeryüzünde olan kimselerin hepsi elbette topluca îmân ederlerdi. Yoksa sen, insanları mü’min(ler) oluncaya kadar zorlayacak mısın?

Allah tercih etseydi yeryüzündeki tüm insanlar iman ederdi. Allah böyle bir tercihte bulunmamışken (dilememişken) Sen insanları mümin olsun diye zorlayacak mısın ? Allah ın insanlara verdiği seçme hakkını ellerinden mi alacaksın.

En'am 107

Şâyet Allah tercih etseydi (dileseydi), şirk koşmazlardı. Seni onların üzerine muhafız yapmadık. Sen, onlara vekil de değilsin.

Allah tercihini farklı bir şekilde yapmış olsaydı hiç kimse Allah a ortak koşamazdı. Allah insanların bunu seçmelerine izin vermiş. Sen onların üzerinde muhafız değilsin, vekil de değilsin.

Yukardaki ayetler, Allah ın herkesin iman etmesi gibi bir kural koymadığının delilleridir. Müşriklerin ve kafirlerin 'Allah dileseydi biz şirk koşmazdık, günah da işlemezdik' gibi söylemlerine Allah ın cevabıdır. 'Öyle bir şey yok, öyle bir kural koymadım, koysaydım hiç biriniz şirk koşamaz hepiniz mümin olurdunuz.' diye açık bir şekilde bildirmesidir.

Nahl 9

Doğru yolu göstermek Allah’a aittir. Yolun eğrisi de vardır. Allah tercih etseydi (dileseydi), hepinizi doğru yola iletirdi.

Bu ayet herşeyi açıkça anlatıyor artık. Allah doğru yolu gösterir, ama seçenek olarak diğer yollarda mevcuttur. Seçim sana kalmış. Eğer tercihi Allah yapmış olsaydı herkes doğru yola girerdi.
Ayetlerin devamında ise evrendeki işleyişin insan için düzenlendiğinden bahseder. Ayetler bize adeta şunu anlatıyor : 'İşte Allah ın sizin yaradılışınızda yapmadığı fakat evrende yaptığı tercihler bunlardır. Size verdiği seçme hakkını aya, güneşe, yıldızlara, karaya, denize vermemiştir, muhakkak ki bunda akıl eden bir kavim için deliller vardır.'

En'am 148
  • Şirk koşanlar şöyle söyleyecekler: “Şâyet Allah tercih etseydi (dileseydi), biz ve babalarımız şirk koşmazdık ve hiçbir şeyi haram etmezdik.” Onlardan öncekiler de azabımızı tadıncaya kadar işte böyle yalanladılar...
Kendilerinin ve babalarının müşrik olmasını Allah ın takdiri olarak gören müşriklere Rab'bimiz ayetin devamında bakın ne cevap veriyor :
  • ...De ki: “Sizin yanınızda ilimden bir şey var mı? Öyleyse (varsa) onu bize çıkarın. Siz ancak zanna tâbî oluyorsunuz. Ve siz sadece yalan söylüyorsunuz.”
'Allah dileseydi biz ve babalarımız şirk koşmazdık'
evet doğru söylemişler. Tercihi onlara bırakmayıp Allah yapsaydı herkes iman ederdi.
Ama 'yapsaydı' !
Allah böyle bir tercih yapmadığını söylüyor. Kafirler ve şirk koşanlar varsa yapmadığı ortada.
Allah tercihi size bıraktığına göre şirk koşmanız kendi seçiminiz.
Allah tercihini böyle yapmadığına göre, şirk koşmanızı Allah ın böyle bir tercih yaptığına bağlamanızdaki deliliniz nedir ? Yanınızda ilim varsa gösterin.
Siz 'Allah ın tercihini böyle yaptığını o yüzden şirk koştuğunuzu söylemekle' yalan söylemiş oluyorsunuz.
Allah dileseydi biz içki içmezdik,günah işlemezdik, bu bizim alın yazımız, kaderimizde varmış diyenlere Allah 'yalan söylüyorsunuz' diyor. 'Bu benim alın yazımmış, kaderimde varmış' diyenlerin bir bildiği mi var ? Nerde yazdığını görmüşler de böyle söyleyebiliyorlar !


Tekvir 29

Ve âlemlerin Rabbi Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz

Ve mâ teşâûne illâ en yeşâallâhu rabbul âlemîn

Bu ayettte Rab'bimizin ne demek istediğini anlarsak diğer ayetleri anlamamız kolaylaşır.
Öncelikle verilen mealin yanlış olduğuyla başlayalım. Ayetin orjinal metninde sadece 'mâ' edatı olumsuzluk ifade eder. Oysa ki türkçe mealde 'Allah ın dilememesi' ve 'sizin dileyememeniz' şeklinde cümleye iki tane olumsuzluk geçmiştir Hem de olumsuzluk veren 'mâ' edatı 'illâ' ile karşılandığı için cümledeki olumsuzluğun kalkması gerekirken.
Arapça dilbilgisi ilgisini çekmeyenler için matematikten bir örnekle gramer hatasını anlatmaya çalışayım.
Matematikte bir şeyin tersinin tersi denildiği zaman kendisi olduğu anlaşılır.(tersinin tersi kendisidir)
Hiç kimse 'ters ters bir şey' diye anlamaz. Ayetin meali bu şekilde anlaşılmış görünen o ki...
Gelelim ayetin mealine.

Tekvir 27-28-29
  • O (Kur'an) sadece âlemler için bir gerçeği hatırlatmadır.
  • O (Kur'an), içinizden dosdoğru yolda olmayı dileyenler içindir.
  • Ve (böylece siz) âlemlerin Rabbi Allah ne dilemişse onu dilemiş olursunuz.
İnsan 29-30-31
  • Muhakkak ki bunlar birer hatırlatmadır. Dileyen Rabbine giden yolu tutar.
  • Ve (böylece siz) Allah ın dilediğini dilemiş olursunuz. Muhakkak ki Allah; Alîm’dir, Hakîm’dir (hüküm ve hikmet sahibidir).
  • O isteyen kişiyi, rahmetinin içine dahil eder. Ve zalimlere gelince, onlar için elîm azap hazırlamıştır.
Bu ayetlerde anlatılan, Allah dilemiş ve Kur'an ı göndermiş (peygamberler göndermiş, akıl vermiş), Eğer Kur'an dan gerçekleri hatırlarsanız dosdoğru yolda olmayı dilemiş olursunuz ve böylece Allah ın dilediğini dilemiş olursunuz. Aynı konu Müddessir suresinde de açıklanmıştır :

Müddessir 54-55-56
  • Hayır, muhakkak ki O (Kur'an) gerçeği hatırlatmadır.
  • Artık dileyen gerçekleri hatırlar.
  • Ve (böylece siz) Allah ın dilediği üzere gerçeği hatırlarsınız.Sakınılmaya lâyık olan da O'dur, mağfiret sahibi de O'dur.
İbrahim 4

Hiçbir resûlümüz yoktur ki; Biz, onu kendi kavminin lisanıyla göndermiş olmayalım. Onlara (kendi lisanlarıyla) beyan etsin (açıklasın) diye. Öyleyse Allah, dilediğini dalâlette bırakır. Dilediğini hidayete erdirir. Ve O, Azîz’dir, Hikmet Sahibi’dir.

Allah her Resulünü kavminin lisanıyla gönderecek ki gerçekleri iyice anlasınlar diye sonra da dilediğini delalette bırakacak, dilediğini hidayete erdirecek !
Bu nasıl bir anlayıştır ! Meal yazarken hiç mi düşünmediniz böyle iş olur mu diye ! Allah a inanmıyorsanız neden meal yazayım diye uğraşıyorsunuz. Eğer Allah a inanıyorsanız ve ayetin mealinin de böyle olduğuna kesin kanaat getirdiyseniz deyin ki 'bu nasıl bir çelişkidir Allah ın kitabında çelişki olamaz ! Bu kitap Allah ın kitabı değildir.' Hem kendinizi hem de insanları kandırmış olmayın. Yok ayetin mealinin böyle olduğuna kesin kanaat getiremediyseniz münafıklık yapmayın ! 'Dilediği' yerine 'dileyeni' şeklinde meal vermek doğru mudur ? evet. Sapık kadercilik anlayışına ters olmasın diye, ayetin kendi içinde çelişki çıkarmasına sebep olduğunu belki de bile bile meallerde en doğru anlamı vermiyor.

Doğru meali vererek bu kısmı tamamlayalım :

Hiçbir resûlümüz yoktur ki; Biz, onu kendi kavminin lisanıyla göndermiş olmayalım. Onlara (kendi lisanlarıyla) beyan etsin (açıklasın) diye. Öyleyse Allah, dileyeni dalâlette bırakır. Dileyeni hidayete erdirir. Ve O, Azîz’dir, Hikmet Sahibi’dir.

Peki olmakta ve olacak olan her olayın Levh-i Mahfuz da yazıyor olması, her şeyin önceden yazıldığı anlamına mı gelir ?

Hadid 22-23 
  • Yeryüzünde ve kendi nefslerinizde, sizlere isabet eden bir musîbet yoktur ki, onu yaratmamızdan önce kitapta yazılmamış olsun. Muhakkak ki bu, Allah’a kolaydır. 
  • Sizin elinizden çıkan şeye üzülmemeniz ve size verilen şeyle sevinmemeniz (övünmemeniz) içindir. Ve Allah, böbürlenen ve çok övünenlerin hiçbirini sevmez.
Öncelikle 'Levh-i Mahfuz' belirsiz bir takı ile cümlede geçer. Yani özel bir korunmuş levhalardan bahsedilmez. Evrendeki değişmez yasaların korunmuş ve değişmez olduğu da anlaşılabilir.
Allah imtihan gereği olaylara müdaheleler yapmaktadır. Yani herşeyi olasılıklara bırakıp sonuçta çıkan duruma göre olan hal ve tavırlarımıza imtihan demez. Olasılıkların bir kısmını bizım imtihan edilmemize bağlı olarak değiştirir. Yani Allah bir insanı zenginlikle sınamak isterse onun zengin olması için olasılıkları düzenler. Ama zenginliği verdikten sonra yapacağı amellere müdahele etmez. Evet karşısına malı ve parası ile imtihan etmek için olaylar çıkarır. Fakat olaylara karşı ne yapacağını belirlemez (helal ve haram işleme konusunda). İnsanın girdiği durumun içinde yapacakları yeni olasılıklar doğurur. Oluşan bu olasılıklara göre Allah yeniden düzenlemeler ve imtihan vesileleri yaratmaya devam eder. İşte burda dua devreye girer. Dua ile bu olasılıkları Allah tan lehimize olacak şekilde değiştirmesini ya da düzenlemesini dileriz. Dualarımızda 'bizlere' diye hitap etmemiz herkesin olasılıklarının birbiriyle bağlantılı olması sebebiyle,eğer çevremizdekiler iyi olursa biz de iyi oluruz mantığıyladır. Bu ayetler kuantum teorisinin gerçek halidir.

Şura 30

“Başınıza gelen herhangi bir musîbet, kendi ellerinizle işledikleriniz yüzündendir. (Bununla beraber) Allah birçoğunu da affeder.”

Eğer birisinin eceli gelmemişse o gün otobüs şoförü uyuya kalır ve kaza yapmaz. Kazada da ölme ihtimali olan kişi ölmemiş olur. Bütün olasılıkları ve bunların bağlantılı oldukları olasılıkları düşünürsek Allah ın büyüklüğünü anlamaya biraz daha yaklaşırız. Bütün olasılıkları ve bunların bağlantılı oldukları olasılıkları, en baştan kıyamete kadar yazılı olduğu kaynağa Levh-i Mahfuz diyebiliriz. Orda her olasılık (sonsuz sayıda) bulunur. Gerçekleşen olaylar da olasılıklardan biri olduğu için orada daha önceden yazmaktadır. Fakat bu olasılığın tersi ihtimal de orda yazmaktadır. Netice de o da gerçekleşmiş olsa idi yine Levh-i Mahfuz da yazıyor idi.
Demek ki yaratılmadan önceki her olasılık Levh-i Mahfuz da yazıyor fakat her yazan olasılık gerçekleşmiyor tabi ki. Allah düzenlediği olasılıkların birinin oluşması haline sıra gelince onu yaratıyor. Kazandığınız şeylerle övünmeyin orda kazanamama ihtimali de yazıyordu. Allah sistemine uygun düzenlemeleri ve insanların seçimi sonucu olanı yaratmıştır.

Hayatta her şeyin olma olasılığı bulunsa da bunların oluşması başka olasılıklara bağlıdır. İşte Allah bunları düzenleyerek başımıza bir olayın gelmesini veya gelmemesini sağlamaktadır. Bu olaylardan değil olaylara karşı amellerimizden sorumluyuz. Zengin olmak sevap yada günah değil onu kullanmak ile yapılan ameller sevap yada günahtır. Zenginlik Allah tandır ameller kişiden...
  • Kur'an a göre Kader :
Kader Allah ın yarattığı varlıklara (her şeye) verdiği özelliklerin adıdır. Örneğin suyun sıvı ve akıcı olması,ıslatması suyun kaderi, onun için takdir edilen özelliklerdir. Ateşin yakıcı olması da ateşin kaderidir. Kaderden dolayı insanlar sorumlu değildir. Göz için Allah ın takdiri onun görmesidir. Bundan bize helal veya haram olmaz. Fakat insanın baktığı yer ile helal veya haram ortaya çıkar. Gözün harama bakması Allah ın takdiri değil insanın tercihidir. Allah ın göz için olan kaderi o gözün görme eyleminden başka bir şey değildir.

Kamer 49

Muhakkak ki Biz, herşeyi, bir kaderle (takdir edilmiş olarak) yarattık.

İnsanın seçim hakkı olmadığı konularda helal ve haramdan söz edilemez. Bunlara da Allah ın takdiri denir.Elimizde olmayan veya dahlimiz olamayacak kazaya Allah ın takdiri diyebiliriz.
Allah ın maddeye verdiği özellikler onun kaderidir. Maddenin evrendeki yasalarla hareket etmesi kazadır. Hidrojen ve oksijenin özellikleri (kaderleri) vardır. Ama bunlardan su oluşması 'kaza' dır. Kaderlerinde olanın gerçekleşmesidir. İnsan olsa da olmasa da şartlar oluştuğunda su meydana gelir (atomların birleşmesi sonucu büyük miktarda enerji ortaya çıkacağı ve bunu kontrol edemediğimizden). Hidrojenin kaderi yanıcı oksijenin kaderi ise yakıcı olmasıdır. Suda birleşmek kaderleridir ama suyun oluşması kazadır. Kazanın bu kısmında insanın bir fonksiyonu yoktur. Fakat hidrojen atomunun parçalanmasıyla atom bombası veya nükleer santral yapmak insanın dahil olduğu bir kazadır.
Maddenin yaratılıp ona özellikler verilmesi onun kaderi, bu özellikler çerçevesinde maddenin eylemi kazadır.Güneş, ay, yıldızlar, gezegenler,vs nin yaratılıp onlara özellikler yüklenmesi onların kaderi, evrendeki denge ise kazadır.
İnsanın kaderi ise ona yüklenmiş olan özellikleridir. Fıtratında olan herşey onun kaderidir. Doğum, ölüm gibi şeyler ise kazadır ve bunların bir kısmı insan iradesinin dışındadır. İyilik ve kötülük yapmak ise insanın elinde olan dahili olan kazadır.
Allah ın hidrojen atomuna özellikler yüklemesi onun kaderi,suyu oluşturması kazadır. İnsanların ondan bomba veya enerji elde etmesi kendi tercihleridir. Kadercilik evrende geçerli bir anlayış olsa idi ya insanlar hidrojenden bomba yapamayacaklardı yada evrendeki hidrojen atomları sürekli nükleer bomba olup patlayacaklardı.
Bu açıklamalar ışığında kadere iman, alın yazısı değil, varlığın ve özelliklerinin Allah tan olduğuna iman etmektir. Evreni Allah ın yarattığına iman etmektir aslında kader. Kaza ise Allah ın her an evrene müdahele ettiğine iman etmektir.

Zariyat 47

Ve sema; Biz onu büyük bir kudret ile bina ettik. Ve muhakkak ki (onu) genişletici olan elbette Biziz.

Rahman 29

Göklerde ve yerde olanlar, O’ndan isterler (dilerler). O her an yeni bir yaratıştadır.


Rivayete göre Ali (r.a) ilahi kaza ve kader konusu hakkında birisi cebre yorumlarcasına soru yöneltince bakın ne demiş :
(Bu rivayetin kesin Ali (r.a)'dan olduğunun doğruluğu veya yanlışlığı önemli değil sözün önemi münasebetiyle paylaşılmıştır. Sözün sahibi kim olursa olsun ifade şekli güzeldir onun dışında hiç bir görüş için delil olamaz...)

"Yazıklar olsun sana sen kaza ve kaderin kesin ve mutlak bir şey olduğunu mu sanıyorsun? Böyle olsaydı, artık sevap ve ceza vermenin bir anlamı kalmaz; mükâfat ve cezalandırma sözü boş yere olurdu. Allah Teala kullarına özgür oldukları halde emretmiş; uyarmak için de aynı şekilde nehyetmiştir. Onların tekliflerini kolay kılmış zorlaştırmamıştır. Az bir amele karşılık olarak da çok sevap vermiştir. Allah Teala, yenilerek isyan edilmemiş, zorla da kimseyi itaat etmek mecburiyetinde bırakmamıştır. Peygamberleri, oyuncak olsun diye göndermemiş kitapları da boş yere nazil etmemiştir. Gökleri, yeri ve onların arasında bulunan varlıkları da batıl ve boş yere yaratmamıştır. "Bu kâfirlerin zannıdır; cehennem ateşinden dolayı eyvahlar olsun kâfirlere."

Kaynak : Muhammed İbn-i Abduh'un yazdığı "Şerh-i Nehc'ul Belaga" c. 4, s. 673. Ayet: Sad/27.

Kehf 29

De ki: “Hak Rabbinizdendir.” Bundan sonra artık dileyen inansın ve dileyen inkâr etsin...


Bunlar benim Yüce Allah'ın kitabı Kur'an dan çıkarımlarımdır.
Yanlışım varsa Allah affetsin.
Muhakkak ki en doğrusunu Allah bilir...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder